Yeryüzündeki siyasettin afları üzerinden teolojik kaçışa doğru
Siyaset sahnesinde sıkça duymaya alıştığımız, hataların ve büyük kırılmaların ardından sarf edilen "Siyaseten Allah bizi affetsin" cümleleri, ilk bakışta bir pişmanlık ya da manevi bir sığınma gibi görünür. Oysa bu söylem, felsefi ve hukuki düzlemde çok daha derin bir manipülasyonun, bir sorumluluk kaçışının adıdır.
Bu cümle, Yaratıcı'yı eylemlerin hesabını soracak vicdani ve evrensel bir merci olmaktan çıkarır; iktidarın hatalarını örten kozmik bir "af memuruna" indirger. Ve bu, sorumluluğu yeryüzünden, halktan ve yasadan alıp gökyüzüne kaçırmanın en konforlu taktiğidir.
Demokrasinin ve modern hukukun temelinde yatan ilke gayet basittir: Egemenlik millete aittir. Ve vekil, aslına yani millete hesap vermek zorundadır. Siyasi bir hesaplaşmanın yeryüzünden kaçırılıp semavi mercilere havale edilmesi, adeta görünmeyen bir kalemle sosyal sözleşmenin tek taraflı feshedilmesidir. Egemenliği kime verdiyseniz, o gücün denetimini ve affetme yetkisini de elinizde tutmak zorundasınız. Aksi takdirde halk, devletin "efendisi" olma konumundan çıkarılıp sessiz bir "kul" pozisyonuna indirgenir.
Tarihsel olarak hukuk ve adalet, hükümdarın ya da iktidarın ölümlü/geçici bedenini sınırlamak, siyasi makamı ise evrensel kurallara bağlı kılmak için var olmuştur. Eğer "Allah affetsin" söylemiyle hesap verme kapısı kapatılıyorsa, bu durum hukuku ve demokrasiyi işlevsel bir değer olmaktan çıkarıp sadece birer "arayüz"e dönüştürür.
Eğer her şeyin yazgısını tek bir irade belirliyor, bu irade her hatayı peşinen affediyor ve bunun bir çözüm olduğu iddia ediliyorsa, yeryüzündeki adalet terazisi tamamen anlamsızlaşır. Bu noktada çarklar hukukun üstünlüğüyle değil, otokrasinin anlık kaprisleriyle dönmeye başlar.
Bu zihniyet, seküler aklın ve demokrasinin kalbine saplanmış keskin bir hançerdir. Çünkü hesap vermeyen bir iktidar, halkın iradesini yok sayan ve her şeyi kendi uhdesinde toplamak isteyen bir "tanrıcılık oyununa" dönüşür.
Yeryüzünde işlenen suçların hesabı yeryüzünde sorulmadığı sürece, adalet masum bir hayalden, demokrasi ise silik bir gölgeden ibaret kalmaya mahkumdur.