Elbette bunun bir sınırı vardır. Çözüm; devletin bekası, ülkenin bütünlüğü, millî egemenlik, hukuk, kamu düzeni ve milletin güvenliği pahasına olamaz. Şehit aileleri kendisini dışlanmış veya unutulmuş hissetmemeli, gazilerin onuru zedelenmemeli ve terörün hiçbir biçimi meşrulaştırılmamalıdır. Gerçek çözüm, bunların tamamını aynı anda koruyabilen çözümdür.

Çünkü iki şey birbirinin düşmanı değildir: Şehitlerin hatırasına sadakat ve yeni şehitlerin olmaması arzusu. Tam tersine, ikincisi birincisinin en anlamlı devamı olabilir. Bir annenin yeniden evladını kaybetmemesi, bir çocuğun babasız büyümemesi, bir eşin kapıya gelecek kötü haberi beklememesi, bir gencin tabutunun bayrağa sarılmaması; bunlar millet olarak hepimizin isteyebileceği en temiz temennilerdir.

İbn Haldun’un bize hatırlattığı gibi, toplumların yükselişi dayanışmayla; çözülüşü ise ortak bağların zayıflamasıyla yakından ilgilidir. Farabi’nin erdemli toplum anlayışı, toplumsal düzenin ortak iyilik ve adalet fikri üzerinde yükselmesini gerektirir. İbnü’l-Arabî’nin hakikat anlayışı ise parçalanmış bakışların ötesine geçmeyi, insanın kendi nefsini aşmasını ve varlığın bütünlüğünü kavramasını öğütler. Tasavvufun diliyle söylersek: Nefis ayrıştırır; irfan birleştirir. Nefis üstünlük arar; irfan sorumluluk arar.

Bugün Türkiye’nin ihtiyacı da birbirini suçlayan hafızalar değil, ortak bir gelecek kurabilen bir hafızadır. Şehit ailesinin acısı da, gazinin yarası da, askerin fedakârlığı da, terörün mağdur ettiği sivilin acısı da bu ülkenin hafızasının parçalarıdır. Hiçbirinin acısını diğerine karşı yarıştırmadan, hiçbirini diğerinin acısını küçümsemek için kullanmadan; fakat devletin hukukunu, milletin bütünlüğünü ve ortak geleceğin güvenliğini de tartışmanın dışında tutarak yürümek gerekir. Asıl medeniyet imtihanı budur.

Dün millet, istiklâli için ölümü göze alarak yürüdü. Bugün aynı millet, çocuklarının geleceği için yaşatmayı başaracak kadar büyük bir irade gösterebilmelidir. Dün zafer, vatanı işgalden kurtarmaktı. Bugün zafer; vatanı güçlü, milleti birlik içinde, devleti hukukla, toplumu adaletle ve geleceği huzurla koruyabilmektir.

Bu nedenle 30 Ağustos’un ruhu bize yalnızca nasıl savaşılacağını değil, uğruna savaşılmış değerlerin nasıl korunacağını da öğretmelidir. Bağımsızlık yalnızca yabancı bir gücün boyunduruğundan kurtulmak değildir. Bağımsızlık, kendi meselelerini kendi aklıyla çözebilme kudretidir. Türkiye’nin bugün ihtiyacı da budur: Kendi sorunlarını başkasının senaryosuyla değil, kendi aklı, tarihi hafızası, hukuku ve devlet aklıyla çözebilmek.

Ne kör bir teslimiyet ne de kör bir ret… Akıl, irfan, hukuk ve irade. Ve bunların üzerinde millet.

30 Ağustos’ta kazanılan zaferin gerçek anlamı belki de burada saklıdır: Bir milletin kaderinin başkalarının elinde olmadığını göstermek. Bugün de aynı milletin kendi içindeki yaraları kendi iradesiyle sarabileceğini göstermek. Dün Gazi Mustafa Kemal Atatürk’ün önderliğinde meydanlarda ortaya konan millî irade, bugün Gazi Meclis’in çatısı altında hukuk, kardeşlik, güvenlik ve toplumsal bütünleşme iradesine dönüşebiliyorsa; tarih yalnızca hatırlanmamış, gerçekten anlaşılmış olur.

Çünkü tarih bize yalnızca kim olduğumuzu söylemez; kim olmamız gerektiğini de sorar. 30 Ağustos’un sorusu bugün hâlâ canlıdır: Bağımsızlığımızı koruyacak kadar güçlü müyüz? Ve artık buna bir soru daha eklenmiştir: Kardeşliğimizi koruyacak kadar akıllı, adil ve cesur muyuz?

İki sorunun cevabı da aynıdır: İrade. Dün istiklâl iradesi… Bugün huzur, güvenlik ve toplumsal bütünleşme iradesi… Yarın ise daha güçlü, daha adil, daha özgür ve daha müreffeh bir Türkiye iradesi.

İşte zaferden hakikate uzanan yol budur. Bir milletin en büyük zaferi yalnızca düşmanını yenmesi değil; zaferden sonra adaleti, huzuru ve kardeşliği inşa edebilmesidir.

Bu vesileyle istiklâl ve istikbal uğruna canlarını feda eden aziz şehitlerimizi rahmet ve minnetle, gazilerimizi sonsuz şükran ve hürmetle anıyor; onların emanetine, hatırasına ve onuruna sahip çıkmayı milletçe taşıdığımız en büyük sorumluluklardan biri kabul ediyoruz. Başta Gazi Mustafa Kemal Atatürk olmak üzere, istiklâlimiz ve vatanımız uğruna mücadele eden bütün kahramanlarımızı minnet ve rahmetle anıyoruz.

Geçmişin acılarını unutmadan, şehitlerimizin emanetine halel getirmeden, gazilerimizin ve ailelerinin gönlünü incitmeden; çocuklarımıza daha güçlü, daha adil, daha huzurlu ve daha müreffeh bir Türkiye bırakabilmek dileğiyle…

Bu vesileyle 30 Ağustos Zafer Bayramımız kutlu olsun.

Zaferimiz daim, istiklâlimiz ebedî, birliğimiz ve kardeşliğimiz daim olsun.