Bir toplum bir günde çürümez. Önce değerler aşınır. Sonra yanlışlar sıradanlaşır. Liyakat geri çekilir, torpil öne çıkar. Hukuk herkese aynı ölçüde uygulanmamaya başlayınca sadece adalet değil, devlete duyulan güven de yara alır.
Çürümenin en tehlikeli aşaması: Yanlışın yanlış olmaktan çıkmasıdır. Torpil “işini bilmek”, kayırmacılık “referans”, rüşvet “iş takibi” diye adlandırıldığında kötülük yalnızca davranışta değil, dilde de meşru olur.
Bir yetkili “Bizim taraf mı?” diye sormaya başlıyorsa, toplumun ortak vicdanı aşınıyordur. Adaletin olmadığı yerde düzen kalmaz Adalet sadece mahkeme salonlarında aranmaz. Öğrencinin emeğinin karşılığını alması, gençler işe girerken tanıdık aramamasıdır. Kamuda işe girerken en yakın kişi değil, en yetkin kişi olmasıdır. Yurttaşın hak ararken kim olduğunun değil, haklı olduğunun önemsenmesidir.
Adalet, devletin görevi olmaktan öte, devlet düzeninin temelidir. Adalet zayıflarsa liyakat de zayıflar. Kurumlar da zayıflar. Yurttaşın devlete güveni sarsılır. Herkes kendi kurtuluşunu aramaya başlar. Devletin ortak çatısı altında yaşayan yurttaş, birbirine değil ilişkilerine güvenmeye başlar. Güçlü toplumdan söz etmek olanaksızlaşır.
Liyakat kaybolursa, emek değersizleşir. Ülkenin en büyük sermayesi doğal kaynakların ötesinde İnsanın kendisidir. Bilgi ve emek yerine yakınlık, sadakat ve kişisel bağlantılar ödüllendirilirse, toplum kendi insan kaynağını tüketmeye başlar. Yıllarca çalışan, okuyan, kendisini geliştiren insanlar bir süre sonra “Ne kadar uğraşırsam uğraşayım, benim önümde birileri var.” Demeye başlar.
Bu duygu hem bireyi hem toplumu yıpratır. Karşılıksız emek, çalışma isteğini azaltır. Bilgi değersizleşir bilim geriler. Liyakat önemini yitirir, kurumlar nitelik kaybeder. Devletin işleyişi, işin ehline değil, sisteme en yakın olana teslim edilir. Kurumlar kişilerden büyük olmalıdır. Devletin gücü, kişilerden daha çok kurumlarının sağlamlığından gelir. Güçlü devlet, yöneticiler değişse bile kuralları ve kurumları çalışmaya devam ettiği için güçlüdür.
Yasama, yürütme ve yargı görevlerini yerine getirebilmelidir. Denetim mekanizmaları çalışmalı, basın gerçeği araştırabilmeli, yurttaş eleştirirse hak sahibi olarak görülebilmelidir. Yönetenleri eleştirmek devlete karşı olmak değildir. Devletin doğru işlemesini istemektir. Yöneticilerin çevresinde alkışlayanların olması güç göstergesi değildir. Bazen gerçeği söyleyecek insanların artık konuşamıyor olmasıdır.
Devletin gereksinimi yanlışa “yanlış” diyebilen yurttaşlarıdır. Zira bilim susarsa gelecek de susar. Toplumların yükselişinde düşünce özgürlüğünün önemi büyüktür. Bilim soru sorar. Eğitim bunu öğretir. Hukuk keyfiliği sınırlar. Demokrasi farklı düşünceleri bir arada yaşamasını sağlar.
Bilim, nitelikli eğitim ve sorgulayan insan yoksa yüksek binalar gelişmişlik değildir; bir ülkenin geleceğini düşünen ve kendini yenileyen insanları belirler.
Haksızlığa susmak, liyakatsizliği ve yalanı çıkar uğruna desteklemek, toplumun da çürümenin ortağı olmasıdır.
Adalet, yalnızca kendi hakkımız için değil, herkesin hakkı için savunulmalıdır.
Gerçek yurttaşlık, gerektiğinde kendi çıkarımızın karşısında toplumun ortak çıkarını savunabilmektir.
Devletin gerçek gücü Bir ülkenin gerçek gücü yalnızca ordusunda, ekonomisinde, madenlerinde veya gökdelenlerinde ölçülmez. Bunların hepsi önemlidir. Ama bütün bunların üzerinde başka bir güç vardır: Adalet. Adalet varsa güven vardır. Güven varsa toplumsal dayanışma vardır.
Kurumlar liyakatle işler. Bilim varsa gelecek vardır. Hukuk varsa devlet vardır. Güçlü ordu, zayıf hukuk düzenini tamamlayamaz. Ekonominin büyüklüğü, adaletsizliği kalıcı olarak gizleyemez. Yüksek binalar, çöken kurumları ayağa kaldıramaz. Hiçbir propaganda, yurttaşın kaybettiği güveni geri vermez.
Bir ülkenin çöküşü önce sınırlarında değil, adaletinde, liyakatinde ve kurumlarında başlar. İnsanlar hakkını hukukta değil ilişkilerde aramaya başladığında, çürüme çoktan başlamıştır.
Devletin gerçek gücü adaletten, hukuktan, liyakatten ve güçlü kurumlardan doğar; bunlar zayıflarsa toplumun devlete güveni de yok olur. Asıl sorumluluğumuz çocuklarımıza, hakkın güçlüden değil hukuktan yana olduğu, adalet ve güven üzerine kurulmuş bir ülke bırakmaktır.
Ülkenin geleceğini sadece ekonomisi değil, adalete olan inancı belirler. Adalet susarsa çürüme başlar. Çürüme başlarsa kaybolan sadece hukuk değildir. Bir toplumun geleceğidir.