Haritaya bakın… Irak orada. Suriye orada. Lübnan orada. Libya orada. Sınırlar büyük ölçüde yerli yerinde. Bayraklar dalgalanıyor, devletlerin adları değişmemiş.

Asıl soru: Bu devletler gerçekten eski devletler mi? Bir devleti parçalamak için artık mutlaka sınırlarını değiştirmek gerekmiyor. Merkezi otoritesini zayıflat, egemenliği farklı güç merkezlerine böl, etnik ve mezhepsel ayrışmaları siyasetin temel unsurlarına dönüştür devleti içeriden çözmeye yetiyor.

Harita değişmiyor, devlet değişiyor. Birinci Dünya Savaşı yıllarında yöntem daha açıktı. 1916'da Sykes-Picot Anlaşması'yla Osmanlı'nın Ortadoğu topraklarının geleceği, bölge halklarının iradesi sorulmadan İngiltere ve Fransa tarafından paylaşıldı. 1920 San Remo Konferansı'yla bu paylaşımın çerçevesi çizildi. O günlerde harita açılıyor, sınırlar cetvelle belirleniyordu.

Aradan yüz yıl geçti. Cetvel değişti, yöntem derinleşti. 2003'te Irak'ın işgaliyle Saddam Hüseyin rejimi devrildi. Irak'ın sınırları değişmedi. Devletin yapısı büyük ölçüde değişti. Merkezi otorite zayıfladı, etnik ve mezhepsel kimlikler siyasetin belirleyici unsurları oldu. Kuzeyde güçlü bir bölgesel yönetim ortaya çıktı.

Haritada tek Irak vardı, fakat devletin içinde farklı güç merkezleri oluştu. Libya'da 2011'de Kaddafi rejiminin yıkılmasından sonra da benzer bir tablo ortaya çıktı. Devlet otoritesi zayıfladı, silahlı gruplar güçlendi, siyasi kurumlar bölündü. Trablus ile ülkenin doğusu arasında farklı siyasi ve askerî merkezler oluştu.

Libya'nın sınırı değişmedi; Fakat Libya'da devlet otoritesi parçalandı. Lübnan daha başka bir örnek sundu. Uzun iç savaşın ardından kurulan siyasal düzen, mezhepsel güç paylaşımını sistemin önemli unsurlarından biri hâline getirdi. Devlet varlığını sürdürdü, fakat ortak siyasal irade üretme kapasitesi sürekli sınandı.

Suriye… 2011'de başlayan savaş, merkezi devlet yapısını sarstı. Ülkenin farklı bölgelerinde farklı siyasi ve silahlı yapılar ortaya çıktı. Kuzey ve doğuda oluşan yapı, zaman içinde önemli bir askerî ve siyasi kapasite kazandı. Bugün Suriye açısından asıl konu, yalnızca kimin hangi bölgeyi kontrol ettiği değildir.

Silahlı yapılar devlete nasıl bağlanacak? Yerel yönetimlerin yetkileri ne olacak? Merkezi egemenlik ülkenin tamamında nasıl uygulanacak? Bunlar ayrıntı değildir. Bunlar doğrudan doğruya devletin niteliği ve egemenliğin nasıl kullanılacağı sorularıdır.

Ortadoğu'nun son yüzyılı bize önemli bir gerçeği gösteriyor. Devletler yalnızca dışarıdan saldırılarla parçalanmıyor. İçeride de çözülüyor. Merkezi otorite zayıflıyor. Kimlikler siyasallaşıyor. Silahlı yapılar güç kazanıyor. Yerel iktidar alanları genişliyor.

Devlet, kendi egemenlik alanı içinde farklı güçlerle pazarlık yapmak zorunda kalıyor. Sonunda harita yerinde duruyor. Devletin bütün ülke üzerindeki ortak otoritesi tartışmalı hâle geliyor. İşte yeni Ortadoğu'nun haritası böyle çiziliyor. Cetvelle değil, devletlerin iç yapıları değiştirilerek.

Burada Türkiye açısından önemli bir ayrım yapmak zorundayız. Demokratik hak başka şeydir. Devletin siyasal yapısını değiştirmek başka.

Ana dil hakkı bir haktır. Eşit yurttaşlık Cumhuriyet'in temel ilkesidir. Yerel yönetimlerin güçlendirilmesi demokratikleşmenin bir unsuru olabilir. Fakat bütün bunların hangi anayasal çerçevede ve hangi egemenlik anlayışı içinde ele alındığı belirleyicidir.

Zira demokrasi, devletin parçalanması değildir. Özgürlük, ortak egemenliğin bölünmesi değildir. Yerinden yönetim, ülkenin siyasal bütünlüğünün ortadan kaldırılması anlamına gelmez. Gerçek demokrasi, farklılıkları ortak hukuk içinde eşit yurttaşlıkta buluşturabilmektir.

Türkiye'nin gücü buradadır. Mustafa Kemal Atatürk'ün kurduğu Cumhuriyet, farklı kökenlerden gelen insanları ortak bir yurttaşlık ve hukuk düzeninde buluşturma iradesidir. Türkiye'nin birliği, herkesin aynı kökenden gelmesine değil, aynı Cumhuriyet'in eşit yurttaşları olmasına dayanır.

Konu farklılıkları yok saymak değildir. Konu, farklılıkları devletin ve ortak egemenliğin yerine koymamaktır. Bugün Ortadoğu'ya bakın. Irak'a… Suriye'ye… Lübnan'a… Libya'ya… Haritalarda sınırlar hâlâ yerli yerinde. Fakat devletlerin önemli bir bölümü artık eski devletler değil.

Ülkenin sınırlarını koruyabilirsiniz, fakat ortak hukukunu, ortak egemenliğini ve yurttaşlık bağını zayıflatırsanız, devletin omurgası kırılır.

Bir gün yine haritaya baktığınızda. Sınırlar yerinde. Bayrak yerinde. Devletin adı yerinde. Fakat devlet artık aynı devlet değildir. İşte yeni Ortadoğu'nun haritası budur.

Türkiye'nin ereği sadece sınırlarını korumak değil, Cumhuriyet'i, ortak egemenliği, hukuku ve eşit yurttaşlığı da korumak olmalı. Zira tarih, sadece geçmişte yaşananlar değil. Gelecekte neyin yaşanabileceğini de haber verebilmektir.