İnsanlık tarihinde bazı dönemler vardır, sadece bir çağı değil, insanın dünyaya bakışını da değiştirir. 16 ve 17. yüzyıllarda Avrupa'da yükselen Bilimsel Devrim böyle bir kırılmaydı.
Copernicus, Kepler, Galileo, Bacon, Newton ve daha niceleri, yüzyıllardır değişmez kabul edilen düşünceleri sorguladılar. Gökyüzünü dogmalarla değil, gözlem ve matematikle anlamaya başladılar. Doğanın sırlarını inançla değil, deney ve akılla çözmeye yöneldiler.
Asıl devrim, yeni bilgiler üretmekten de büyüktü: İnsana soru sorma cesareti verdiler.
Bilimsel düşüncenin açtığı yol, kısa sürede toplumsal ve siyasal düşünceyi de değiştirdi. Akıl, özgürlük, eşitlik, insan hakları ve yurttaşlık düşünceleri güç kazandı. Aydınlanma, insanı kul olmaktan çıkarıp kendi aklıyla düşünebilen bir birey olarak görmeye başladı.
1789 Fransız Devrimi, bu büyük düşünsel dönüşümün siyasal sonuçlarından biriydi. Artık devletin kaynağı gökte değil toplumda, hakların kaynağı dogmada değil insanda aranıyordu. Avrupa bu dönüşümü bir günde gerçekleştirmedi. Yüzyıllar süren çatışmalar, savaşlar ve düşünce mücadelelerinden geçti.
Osmanlı ise bu büyük değişimin gerisinde kaldı. Konu yalnızca askerî yenilgiler değildi. Bilimde, eğitimde, hukukta, üretimde ve düşüncede geride kalmaktı.
Tarihin değişmeyen gerçeği: Dünyadaki değişimi zamanında kavrayamayan toplumlar, değişimin bedelini daha ağır öder.
20. yüzyılın başında Anadolu'nun önünde bu nedenle yalnızca bağımsızlık sorunu yoktu.
Bir düşünce ve toplum düzeni kurma zorunluluğu vardı. Mustafa Kemal Atatürk'ün tarihsel büyüklüğü burada ortaya çıkıyor. O, yalnızca bir imparatorluğun enkazından bağımsız bir devlet çıkarmadı.
Bir toplumun yönünü değiştirdi. Cumhuriyet Devrimi'nin merkezine bilimi, aklı, laikliği, hukuku ve yurttaşlığı yerleştirdi. Eğitimden hukuka, kadın haklarından kültüre kadar yapılan köklü değişikliklerin ortak amacı, insanı kul olmaktan çıkarıp yurttaş yapmaktı.
Bu nedenle Cumhuriyet'i yalnızca bir yönetim biçimi olarak görmek eksiktir. Cumhuriyet, Anadolu'da gecikmiş Aydınlanmanın tarihsel karşılığıdır.
Avrupa'nın yüzyıllar içinde yaşadığı büyük dönüşümü, bağımsızlığını yeni kazanmış, ekonomik ve toplumsal bakımdan ağır koşullar içindeki bir ülkede gerçekleştirme iradesidir.
Bu yüzden harf değişikliği yalnızca alfabe değişikliği değildi. Medeni Kanun sadece yeni hukuk kuralları getirmedi. Eğitim birliği sadece okulların düzenlenmesi değildi. Kadınların yurttaşlık haklarının genişletilmesi sadece bir hukuk reformu değildi. Bütün bunlar aynı büyük düşüncenin parçalarıydı.
İnsanı aklıyla, bilgisiyle ve yurttaşlık bilinciyle güçlendirmek. Bugün aradan bir yüzyıla yakın zaman geçti. Fakat Aydınlanma tamamlanmış bir tarih değildir. Her kuşakta yeniden savunulması gerekir.
Bilimin yerine dogma, liyakatin yerine sadakat, hukukun yerine keyfilik, özgür düşüncenin yerine itaat konulduğunda yalnızca Cumhuriyet'in kazanımları değil, ülkenin geleceği de karartılır.
Ülkemizin bugün karşı karşıya olduğu temel sorunlardan biri budur. Dünya yapay zekâdan biyoteknolojiye, uzay araştırmalarından yeni enerji teknolojilerine kadar yeni bir bilimsel dönüşüm yaşarken, biz hâlâ bilimin toplum ve devlet hayatındaki yerini tartışıyorsak sorun yalnızca teknoloji açığı değildir.
Sorun, düşünce açığıdır. Çünkü bir ülkenin gerçek zenginliği yalnızca toprağında ve yeraltında değil, insanının zihnindedir. Geleceği kuracak olan özgür düşünen çocuk, sorgulayan genç, araştıran bilim insanı, nitelikli öğretmen, üreten mühendis ve hukuka güvenen yurttaştır.
Bu nedenle laiklik yalnızca din ve devlet işlerinin ayrılması değildir. Vicdan özgürlüğüdür. Yurttaşlık yalnızca nüfus cüzdanındaki bir tanım değildir. Eşit hak ve sorumluluktur.
Cumhuriyet de yalnızca sandıktan ibaret değildir. İnsanın kul değil, yurttaş olduğunu kabul eden bir yönetim anlayışıdır. İşte Cumhuriyet'i bugün yeniden düşünmemiz gereken yer burasıdır.
Cumhuriyet'i geçmişte kalmış bir siyasal dönem olmaktan öte, aklın, bilimin, bağımsızlığın, laikliğin, hukukun ve yurttaşlığın ortak zemini olarak görmek gerekiyor.
Çünkü dünya değişiyor.
Bilginin üretimi değişiyor.
Teknoloji değişiyor.
Güç dengeleri değişiyor.
Türkiye bu değişimin dışında kalamaz.
Bilimden kopan toplumlar, başkalarının ürettiği geleceğin tüketicisi olur. Kendi geleceğini kurmak isteyen toplum ise önce kendi aklına güvenmek zorundadır. Cumhuriyet'in yüz yıl önce verdiği büyük kararın özü budur.
Karanlıktan aydınlığa.
Dogmadan akla.
Kulluktan yurttaşlığa.
Bağımlılıktan bağımsızlığa.
Bugün yapılması gereken, bu mirası yalnızca korumakla yetinmeyip, 21. yüzyılın koşullarında yeniden üretmektir. Zira Cumhuriyet bir anıt değildir. Bir yön duygusudur.
Bilimsel Devrim Avrupa'nın düşünce dünyasını değiştirdi. Aydınlanma insanın dünyadaki yerini değiştirdi. Cumhuriyet ise Anadolu'nun yönünü değiştirdi. Bize düşen, o yönü geleceğe taşımaktır. Zira Aydınlanmadan vazgeçmek, yalnızca geçmişten vazgeçmekten öte, gelecekten de vazgeçmektir.
Anadolu'da Aydınlanmanın adı Cumhuriyettir. Cumhuriyetin geleceği ise akıl, bilim ve özgür yurttaşlıktan geçer.