Atatürk’ü sevmek kolaydır. Fotoğrafını asmak, adını anmak, yakaya rozetini takmak gibi.

Asıl konu, Atatürk’ün kurduğu Cumhuriyetin hangi değerler üzerinde yükseldiğini anlayabilmek ve o değerleri savunabilmektir.

Zira Atatürk bir rozet değildir.

Bugün Türkiye, “Terörsüz Türkiye” adı altında yeni bir siyasal sürecin içinden geçiyor. Terörün sona ermesini, silahların susmasını, gençlerin ölmemesini elbette hepimiz isteriz. Ancak terörün bitmesi kadar, Türkiye’nin bu süreçten nasıl bir Cumhuriyet olarak çıkacağı da önemlidir.

Asıl sorumuz: Zira terörün sona ermesi, Cumhuriyetin temel değerlerinden vazgeçmeyi gerektirmez. Tam tersine, daha güçlü bir ortak yurttaşlık hukukunu gerektirir.

Türkiye Cumhuriyeti’nin en büyük başarısı, farklı kökenlerden gelen insanları aynı hukuk ve ortak vatan anlayışı içinde yurttaşlık temelinde buluşturmuş olmasıdır.

Kürt yurttaşımız da Türk yurttaşımız kadar bu Cumhuriyetin sahibidir. Sorun, kimlikleri birbirinden ayırmak değil, her yurttaşı eşit ve özgür kılan Cumhuriyet hukukunu güçlendirmektir.

Atatürk’ün milliyetçiliği, etnik üstünlük değil, ortak vatan ve ortak gelecek anlayışıdır. Bugün kendisini Atatürk’ün mirasçısı olarak gören siyasetçilere düşen sorumluluk büyüktür.

Atatürk’ün fotoğrafını taşımak yetmez. Altı Ok’u yakaya takmak da.

Asıl soru: Atatürk’ün Cumhuriyetçiliğini, milliyetçiliğini, halkçılığını, laikliğini, devletçiliğini ve devrimciliğini siyasal hayatınızda gerçekten savunuyor musunuz?

Zira ilkeler, ihtiyaç duyulduğunda hatırlanacak sloganlar değildir. Siyasi partiler değişir. Liderler gelir, gider. İktidarlar değişir. Fakat Cumhuriyetin temel değerleri günlük siyasi hesaplara göre değiştirilemez.

Partiler Cumhuriyet için vardır; Cumhuriyet partiler için değil.

Bu nedenle muhalefetin görevi, iktidarın attığı her adıma karşı çıkmak da değildir, her adımına destek vermek de. Doğruya doğru, yanlışa yanlış diyebilecek bir siyasal omurgaya sahip olmaktır.

Türkiye’nin gereksinimi yeni ayrışmalar değil, ortak yurttaşlık bilincini güçlendirmektir.

Türkiye’nin gereksinimi geçmişi inkâr etmek değil, geçmişten ders çıkararak geleceği kurmaktır.

Türkiye’nin gereksinimi Atatürk’ü siyasi bir kimlik kartı gibi kullanmak değil, onun bıraktığı Cumhuriyet emanetini gerçekten sahiplenebilmektir.

10 Ağustos 1920’de Sevr Antlaşması imzalandı. 10 Ağustos 2026’da ise Türkiye Büyük Millet Meclisi, “Terörsüz Türkiye” sürecinin yasal çerçevesini oluşturan düzenlemeyi kabul etti.

Aradan 106 yıl geçti. Tarih değişti. Türkiye değişti. Dünya değişti. Değişmeyen tek şey: Türkiye Cumhuriyeti’nin bağımsızlığı, egemenliği ve ortak yurttaşlık temelindeki bütünlüğü.

Tarih, yalnızca atılan adımları değil, o adımların hangi ilkelere dayanılarak atıldığını da kaydeder. Atatürk’ü yaşatmak isteyenler, onu yakasından önce belleklerinde taşımalıdır.

Zira Atatürk; Ne bir fotoğraf. Ne de rozettir. Günü kurtarmak için kullanılacak bir siyasi sembol hiç değildir.

Bağımsızlığın, ulusal egemenliğin ve Cumhuriyetin adıdır.

Cumhuriyet emaneti, yakada değil; akılda, vicdanda ve sorumlulukta taşınır.