Bazı miraslar vardır... Kasaya konmaz. Müzeye kaldırılmaz. Duvara asıp seyredilmez. Yaşatılır.
Cumhuriyet de böyledir. Onu yaşatan sadece Anayasa değildir. Kurumlar değildir. Sadece seçimler de değildir. Cumhuriyet'i yaşatan, ona ruh veren ortak değerlerdir.
İşte Altı Ok, o ruhun adıdır. Bugün birçok kişi Altı Ok'u sadece bir parti amblemi olarak görüyor. Oysa o altı ok, bir partiden önce bir devletin karakteridir.
Cumhuriyetçilik...
Milliyetçilik...
Halkçılık...
Devletçilik...
Laiklik...
Devrimcilik...
Bunlar birbirinden bağımsız altı ilke değildir. Bir ulusun çağdaşlaşma iradesinin altı ayrı ifadesidir. Cumhuriyet'in omurgasıdır.
Mustafa Kemal Atatürk, yeni devleti kurarken tarihin yönünü geriye çevirmedi. Yüzünü geleceğe döndü. Çünkü biliyordu ki milletler, geçmişleriyle övünerek değil, geleceklerini inşa ederek büyür.
Cumhuriyet, yalnızca yeni bir yönetim biçimi değildir. Yeni bir insan anlayışıdır. Kuldan yurttaşa... Dogmadan akla... Ayrıcalıktan eşitliğe... Teslimiyetten özgüvene uzanan büyük yürüyüştür.
Altı Ok ise bu yürüyüşün pusulasıdır.
Bugün kendimize şu soruyu sorarsak: Bir siyasi parti, kurucusunun adını her fırsatta anınca mı kurucu değerlere bağlı olur? Yoksa o değerleri, siyasal hayatın her aşamasında kararlılıkla savunabildiği ölçüde mi?
Asıl konu budur. Zira isimler alkışlanabilir. Liderler değişebilir. Yönetimler gelir, gider. Ama ilkeler, günlük siyasetin rüzgârına göre yön değiştirmez.
Son yıllarda Cumhuriyet Halk Partisi üzerine yapılan tartışmaların özünde de bu soru vardır. Eleştiriler sadece seçim yenilgilerine dönük değildir. Demokrasilerde seçim kazanılır kaybedilir. Asıl tartışma, partinin kuruluş felsefesinden uzaklaştığı yönündeki eleştirilerdir.
Aday tercihleri, kurulan ittifaklar, Meclis listeleri, Laiklik, Atatürk milliyetçiliği ve Cumhuriyet'in kurucu dili konusundaki tartışmalar... Bütün bunlar, aynı soruyu yeniden gündeme taşımıştır. Bir parti, değişirken kimliğini de değiştirebilir mi? Elbette siyaset durağan değildir. Toplum değişir. Dünya değişir. Siyaset de değişir.
Yeni politikalar geliştirilebilir. Yeni arayışlara girilebilir. Ancak "yenilenmek" ile "kurucu kimlikten ayrılmak" aynı şey değildir. Ağacın yeni dallar, sürgünler vermesi başka, kendi kökünü kurutması bambaşka. Ne yazık ki bazen bu ikisi birbirine karıştırılıyor.
Altı Ok'un en önemli özelliği, geçmişe saplanıp kalmaktan öte geleceğe yürüyebilmektir. Devrimcilik ilkesi bunun içindir. Ahmet Taner Kışlalı'nın söylediği gibi, “Kemalizm geçmişin bekçiliği değil, geleceğin öncülüğüdür.”
Cumhuriyet'in kurucu ilkeleri, değişime kapalı dogmalar değildir. Çağdaşlaşmanın yönünü gösteren temel taşlardır. Bu nedenle onları korumak, geçmişe dönmek değil, geleceğe güvenle yürümektir. Bugün tartışılması gereken kişiler değildir. Hiç kimse Cumhuriyet'ten daha büyük değildir.
Hiçbir genel başkan... Hiçbir yönetici... Hiçbir dönem... Kurucu ilkelerin önüne geçemez. Zira kişiler tarihin misafiridir. İlkeler ise tarihin ev sahibidir. Misafir değişebilir. Ama ev ayakta kalmalıdır.
Altı Ok'u sadece parti bayrağındaki altı çizgi sananlar büyük yanılgı içindedir. O oklar, bu ülkenin kuruluş sözleşmesidir. Cumhuriyetçilik zayıflarsa ortak gelecek duygusu yara alır. Laiklik zedelenirse özgür düşünce sınırlanır. Halkçılık unutulursa adalet gider. Milliyetçilik sarsılırsa ulus devletin harcı gevşer. Devletçilik küçümsenirse kamusal denge bozulur. Devrimcilik durursa gelecek, geçmişin gölgesinde kalır.
Altı Ok'tan biri eksildiğinde yalnızca bir ilke eksilmez. Cumhuriyet'in nefesi daralır. Cumhuriyet, en büyük yaralarını dışarıdan değil, kendi değerlerine karşı gösterilen kayıtsızlıktan alır. Altı Ok, geçmişe duyulan bir özlemin adı değildir. Yarınlara güvenle yürüyebilmenin pusulasıdır.
Pusulalar, fırtına çıktığında değer kazanır. Bugün gereksinim duyduğumuz şey yeni pusulalar değildir. Elimizdeki pusulaya yeniden bakabilmektir. Çünkü yönünü kaybedenler, çoğu zaman yolu suçlar. Oysa sorun yol değildir. Sorun, pusulayı cebinde taşıyıp ona bakmayı unutmuş olmaktır.
Cumhuriyet'i ayakta tutan da işte o pusulayı unutmayan ortak vicdandır. Belki de bugün duyduğumuz o sessiz çığlık, Altı Ok'un değil, ona sırtını dönen vicdanların yankısıdır.