20-21 Haziran 2026 tarihlerinde yapılan üniversite sınavlarına 2 milyon 425 bin 627 öğrenci girdi. 21 Temmuz 2026 tarihinde açıklanan sonuçlara göre; Türkçe sınavında 40 soruda 21 net, Matematik sınavında 40 soruda 7 net, Fen Bilimleri sınavında 20 soruda 4 net, Sosyal Bilimler sınavında 20 soruda 10 net, Din Bilgisi sınavında 6 soruda 1 net var.
Bu sonuçlar bizi düşündürmeli ve nedenlerini araştırmaya mecbur etmeli. Özellikle matematik ve fen bilimleri sonuçları ülkemizdeki liselerde verilen eğitimin kalitesinin nerelerde olduğunu gösteriyor.
Ortaöğretimde kalite düşünce doğal olarak üniversitelerimizde de kalite düşüyor. Ülkemizde 131'i devlet, 78'i vakıf veya özel olmak üzere 209 üniversite bulunmaktadır. Buna rağmen, Dünya Üniversiteleri Sıralamasında ilk 100'e giren bir üniversitemiz yok. İlk 500'e giren 6 üniversitemiz var. Bunlar; İstanbul Teknik Üniversitesi (İTÜ) 279. sırada, Ortadoğu Teknik Üniversitesi (ODTÜ) 305. sırada, Koç Üniversitesi 329. sırada, Boğaziçi Üniversitesi 345. sırada, Sabancı Üniversitesi 357. sırada, Bilkent Üniversitesi 454. sırada. Bir zamanlar ilk 100'e en az 2 üniversitemiz, ilk 500'e de 10'nun üzerinde üniversitemiz girerdi.
Ülkemizde 40 bin profesör, 26 bin doçent olmasına rağmen bazı üniversitelerimizde profesör, bazı üniversitelerimizde de hem profesör hem de doçent bulunmamaktadır.
Üniversitelerimizde 7 milyona yakın gencimiz eğitim almaktadır. Bu sayıda bir gencinin üniversite eğitimi alması bir ülke için büyük bir şanstır. Önemli olan bu şansı iyi kullanabilmektir. Bunun yolu da bu gençleri iyi eğitmekten geçer. Bu da ancak çağdaş, laik, bilimsel ve kaliteli bir eğitimle sağlanabilir.
Eğitim sistemimiz günden güne bilimsellikten ve çağdaşlıktan uzaklaşmakta. Düşünen, araştıran ve sorgulayan bir gençlik yetiştirmemiz gerekirken, itaat eden ve biat eden bir gençlik yetiştirmeye çalışıyoruz. Yani robot yapan gençler yetiştirmemiz gerekirken, robot olan gençler yetiştirmeye çalışıyoruz.
Önemli bir sorun da meslek yüksek okulları. Bu okullarda uygulamalı yani pratik eğitim yapılmadığı için bu okulları bitiren gençler yeterli beceri ve uzmanlığı kazanamıyorlar.
Oysa ülkemiz için mesleksizlik önemli bir sorun. Bütün mesleklerin geleceği tehlikede. Herkesin 4 yıllık üniversite bitirme hevesi olmamalı. İşe yaramayan bir üniversite diploması sahibi olmaktan, iyi bir meslek sahibi olmak daha iyidir.
Ulus olarak eğitimin önemini anlamalı, okul öncesi eğitimden başlayarak üniversiteye kadar eğitimimizin kalitesini artırmak için ne gerekiyorsa yapmalıyız. Şunu hiç unutmamalıyız, bir ülkede bütün sorunların çözüm yolu eğitimden geçer.
Ülkelerin kaderini o ülkede uygulanan eğitim sistemi belirler. Gelişmiş ülkelere baktığımızda hepsinde çağdaş, laik ve bilimsel bir eğitim sistemi uygulandığını görüyoruz. Bu da gösteriyor ki ülkelerin gelişmesi ve kalkınması uyguladıkları eğitim sistemi ile yakından ilgili.
Güney Afrika Üniversitesi'nin giriş kapısında yazılı olduğu belirtilen anonim bir özdeyiş olarak kabul edilen yazıda şöyle diyor: "Bir ülkeyi yok etmek için atom bombasına veya uzun menzilli füzelere ihtiyaç yoktur. Bunun için eğitim seviyesini düşürmek ve kopya çekilmesine müsaade etmek yeterlidir. Bunun sonucunda:
* Hastalar doktorların elinde can verir.
* Binalar mühendislerin elinde çöker.
* Para ekonomistlerin elinde kaybolur.
* Adalet hakimlerin elinde yok olur.
* Eğitimin çökmesi bir ulusun çöküşüdür."