Bizim köyün yaşlıları anlatırdı:

"Ula evlat, eskiden Tıno Dede vardı... Sonra Aba Müslüm... Bir de Enni Dede... Bunlar öyle herkes gibi adam değildi."

Derlerdi ki, ellerine bir ip alırlar, düğüm üstüne düğüm atarlarmış. Kimin nasibi kapandıysa açarlarmış, kimin bahtı kaçtıysa bağlarlarmış. Kimisi "kader bağladı", kimisi "kader çözdü" der, geçerdi.

Biz, çocuk aklıyla elimize bir ip alır, bakar; "Bir ipten ne olur?" diye düşünürdük.

Meğer asıl bağlanan ip değilmiş.

İnsanın umuduymuş...

Korkusuymuş...

Çaresizliğiymiş...

Köy yerinde derdi olana çare aramak ayıp değildi. Doktora gidilemeyen zamanlar vardı. Psikoloğun ne olduğu bilinmezdi. İnsan derdini ya komşusuna anlatırdı ya da gönlü geniş diye bilinen ihtiyarlara.

Tıno Dede'nin düğümü, Aba Müslüm'ün bağı, Enni Dede'nin çözmesi...

Belki de insanların içini rahatlatan bir bahaneydi bunların hepsi.

Ama bugün dönüp bakıyorum da...

İpler değişmiş, hatta ipler yok olmuş.

Eskiden dedelerin bağladığı düğümleri şimdi para bağlıyor. Makam bağlıyor. Menfaat bağlıyor. Kimi ekran başında umut satıyor, kimi bir sözle insanların kaderini değiştireceğini söylüyor.

İnsan yine aynı insan...

Ama çaresiz kalınca karada tutunacak bir dal, denizde sarılacak bir yılan arıyor.

Eskiden ipin ucunu dedeler tutardı. O da her dede tutamazdı.

Şimdi ise ipin ucu kimin elinde, belli değil.

Ne düğüm atan belli ne de çözdüğünü söyleyen belli.

Belki de kader ne bir düğümde saklıdır ne de çözülen bir ipte...

Kader; alın terinde, helal lokmada, iyi niyette ve edilen samimi duadadır.

Allah'ın yazdığı kaderi ne bir düğüm bozar ne de bir düğüm değiştirir.

Ama şu da bir gerçek...

Köyün o üç ihtiyarı; Tıno Dede, Aba Müslüm ve Enni Dede, bugün hâlâ hatırlanıyorsa bağladıkları ipten değil, bıraktıkları izdendir.

İnsan gider...

İsmi kalır.

Köyün dili unutmaz.

Kim derse ki, "Gel, ipini bağlayayım."; kim derse ki, "Gel, düğümü çözeyim..."

Sakın ha.