----------KENT NOTLARI------------
NATO Zirvesi ile ilgili, bizim gazetede övücü yazılar da çıktı, yerici yazılar da…
Övgüler, ülke olarak büyük prestij ve kazanımlar sağladığımız, Trump’un Cumhurbaşkanı Erdoğan’la dostluğu sayesinde yaptırımlardan kurtulacağımız, önümüzün açılacağı noktalarında toplanıyordu.
Yergiler ise daha çok, Ankaralılara yaşatılan “sıkıyönetim” şartları, doğa gönüllülerinin bile -tedbir amaçlı- tutuklanmış olması, kötü görüntüleri perdelemek için yapılan milyarlarca liralık harcamalar üzerinde yoğunlaşıyordu.
Ve tabii emperyalizmin değişmez emelleri üzerinde…
*
NATO Zirvesi’nin ülkemize yakışır bir uluslararası organizasyon olarak gerçekleşmesini, ben şahsen büyük memnuniyetle karşılıyorum.
Ankara’da hayatın önemli ölçüde askıya alınmış olmasını elbette abartılı buluyorum, asıl olarak da, gözaltılar, tutuklamalar noktasında kesinkes ifrata kaçıldığını düşünüyorum.
Ama “masraf” konusuna, ağır eleştiri yapanlar gibi bakmıyorum. Harcamaların pek çoğu, pist-yol gibi Ankara için kalıcı altyapı düzenlemelerine yönelik oldu. Binaların cephe iyileştirmeleri veya çirkinlikleri perdeleyen panolar ise, misafir karşılama geleneğimizin bir gereği olarak değerlendirilmeli. Kaldı ki, bunların çok büyük maliyetler çıkardığı kanısında da değilim.
*
Asıl üzerinde durulması gereken, ne kazanıp ne kaybettiğimiz ve Batı’nın Türkiye’yi nasıl konumlandırmayı planladığı…
Hemen belirtmeliyim ki, Erdoğan-Trump dostluğu, ülkemiz üzerinde yoğunlaşan İsrail belâsının, en azından kısa vade için defedilmesini sağlıyor.
Kuşkusuz hemen şu akla gelecek; Yahudi lobisi yıllar yılı ABD Kongresi’nde “Ermeni soykırımı” tasarılarına karşı Türkiye’nin en büyük destek gücüydü…Avrupa’daki Yahudi soykırımlarından kaçanlara insani duygularla kucak açan ülkemize, minnet duygularıyla doluydular…
Ne oldu?
*
CAATSA yaptırımlarının kaldırılması, Kaan savaş uçaklarımızın motorlarının verilmesi ve F 35 projesine geri dönüşümüze kapı aralanması bakımından da bir hayli umutlandık.
Hava savunma gücümüzün “caydırıcı” noktaya getirilmesi adına müthiş gelişmeler…
Ama, 2018 yılında bu sorunların zaten hiçbiri yoktu. Trump’ın birinci döneminde, -kısa süre içinde geri adım atmak durumunda kalacağımız- Rahip Brunson inadımız yüzünden ekonomimiz de ağır darbe aldı, Rusya’dan S 400 hava savunma sistemi almak durumunda kalışımızla birlikte de, NATO’nun “güvenilmez” ortağı yaftasını yedik.
Yani dememiz o ki, Amerika’nın emperyalist hesaplarını da, Avrupalıların çifte standartlarını da, demokrasi, hukuk, insan hakları konularındaki ikiyüzlülüklerini de biliyoruz, ama “ulusal çıkarlarımızı riske eden” gelişmeler karşısında, durup “Peki biz nerede hata yaptık?” diye düşünmemiz de gerekmez mi?
İkide bir bunu yapıyoruz; dikkatsizce davranıp eşeğimizi kaybediyoruz, sonra bulmak için çırpınıp duruyoruz. Bulunca sevinçten göklere uçacağız!
*
Bir ara “Türk-Kürt-Arap” ifadeleri kullanılmıştı.
Emperyalistlerin akıllarında böyle bir “federatif” yapı mı var, bilemiyoruz.
Ama net bildiğimiz bir şey varsa, bu coğrafya için “monarşi”yi uygun gören Tom Barrack’ın, ülkemizi “demokrasi” liginden çoktan silmiş olduğu…
Ve bu işin sonunun nereye varacağını çok iyi bildiğimizden, ülkemiz adına, milletimiz adına soğuk terler döküyoruz.
Aman diyoruz, aman!...
Sonumuz Afganistan olur!
*
Ortadoğu ve Afrika ülkeleriyle, Türk cumhuriyetleriyle ticaret yapan iş insanlarımız yıllardır bir noktanın altını çizerler:
Müslüman bir ülke olarak Batılı kurumların içinde yer alıyor ve demokratik, laik, hukuk devleti niteliklerini koruyor olması, Türkiye’nin değerini, güvenilirliğini kat be kat artırıyor.
O coğrafyalarda Türkiye’ye özeniliyor.
Türkiye gibi olmanın hayali kuruluyor.
Büyük Atatürk’ün miras bıraktığı ilkelerin; bağımsızlık ülküsünün, çağdaş uygarlık hedefinin, demokrasi ve hukukun üstünlüğünün bize nasıl büyük değerler kattığını bir algılayabilsek…
Geriye adım atmaktan bir vazgeçebilsek…