Bu şifreli bir sayı değil, yan yana rastgele dizilmiş rakamlar da değil, söylenmesinde 'keramet' bulunan, hurafecilerin okuyup üflediği bir 'sihirli' birler toplamı da değil.
Bin yüz on bir haftadır kaybolan, kaybedilen, polis karakollarına girip de hiç çıkmayan, sorulduğunda 'Kayıtlarımızda böyle bir isim yok!' denilerek varlığı yadsınan, haklarında hiç bir açıklama yapılmayan kayıp kişilerin arkasından koşan annelerin toplanma sayısıdır.
Anneler tam bin yüz on bir haftadır çocuklarını arıyor Galatasaray'da. Hukuk, adalet ve kayıp çocuklarının göğüslerine sarıldığı andaki sıcaklığı arıyor anneler.
Anneler soruyor: Kayıp çocuklarımız, eşlerimiz, kardeşlerimiz nerede?
Güvenlik güçlerinin alıp götürdüğü veya kendilerinin istek üzerine gidip dönmediği insanların izine neden rastlayamıyor anneler?
Yetkililer bu kayıpları bildikleri halde niçin açıklamıyor ve sorumlular hakkında neden soruşturma açılmıyor?
Açıklamadığı gibi 'Galatasaray Meydanı’nı bariyerlerle kapattı; Anayasa Mahkemesi kararlarına rağmen meydan yasağını ve kişi sınırlamasını sürdürdü.'
Kayıpları kabullenip soruşturma açılırsa işlenen suçlar ortaya serilecek, sorumlular izlenip yakalanacak ve yargı önüne çıkarılarak en ağır cezaları alacaklarından korkuluyor.
Akıl sağlığı bozuk insanların kaybolmaları anlaşılır ancak devletin güvenlik güçlerinin gözaltına aldıktan sonra kaybettiği insanların kaybolması/kaybedilmesini anlamak mümkün değil.
Kaybedilenlerin büyük çoğunluğunun mevcut siyasal yapılanmaya muhalif olduğu gerçeği resmen kabul edilirse görevliler büyük sorumluluk altına girer. Hukuk devletinde böyle bir kayıp olayı yaşanmaz. Ancak, hukukun askıya alındığı Şili, Arjantin, Uruguay, Peru, .... gibi cunta yönetimlerinin baskıcı iktidarlarında görülür kayıplar. Bu ülkelerde gözaltında kaybedilenlerin uçaklarla okyanusa atıldığı, köpekbalıklarına yem yapıldığı ortaya çıkmıştı cunta sonrası incelemelerde. Bizde de 1980 cuntasının işkencelerinde yok edilen, sonraları düzenli bir şekilde sürdürülen gözaltında kayıp vakaları toplum için kanayan yaradır.
Dönemin İçişleri Bakanı 'Duvardan bir tuğla çekerseniz, duvar yıkılır.' demişti. Korku budur, duvar yıkılır, içerde yaşanan vahşet gözler önüne serilir.
Toplumun demokrasi ve insanca yaşama talebi giderek yükseliyor çünkü kayıplar ancak demokratik olmayan koşullarda yaşanır.
Annelerin mücadelesi tarihe ve toplumsal hafızaya işlenmiştir. Ülke bu korkunç kaybetme vakalarıyla anılacaktır, zamanı geldiğinde her kaybın failleri yasalar çerçevesinde yargı önüne çıkarılacaktır.
Kayıpların akıbetleri bir an önce açıklanmalıdır.
