Güney Amerika'da Arjantin'le en uzun sınırı olan ince uzun bir şerit görümünde bir kıyı ülkesi.

14 Aralık 2025 tarihinde Şili’de devlet başkanlığı seçimi yapıldı; yarışan iki liderden sağın adayı ve ABD destekli Antonio Kast kazandı. Sol blokun adayı Jeannette Jara %42 oyla kaybetti.

Kast Alman asıllı bir siyasetçidir ve Cumhuriyetçi Parti’nin kurucusudur. 1988’de yapılan halkoylamasında cuntacı Pinochet rejiminin devam etmesi için ‘evet’ oyu kullanmış bir politikacıdır.

Augusto Pinochet sosyalist Salvador Allende hükümetini ABD desteğinde kanlı bir darbeyle yıkan cuntacı generallerin başıdır. Şili’yi 1973-1990 yılları arasında askeri diktatörlükle yönetti. Kanlı iktidarında binlerce Şilili devrimci, demokrat, ilerici, anti-faşist ya vurularak, ya işkencede öldürüldü, ya da kaybedildi.

Doktor Salvador Allende 1970’te seçimle başkan olan Şili’nin ilk sosyalist devlet başkanıdır. Öğrenci hareketleri içinde saygın bir yer kazanmıştır. Tıp fakültesi öğrenci birliği başkanı oldu ve halkının sorunlarıyla yakından ilgilenen ve sağaltımı için meslek onuruyla çalışan bir doktor iken politikaya atıldı ve 1942 yılında Sosyalist Parti genel sekreterliğine seçildi. 3 kez seçim yarışına girdi, üçünde de yenildi. Ancak vazgeçmeyip Halk Cephesi’nin (Unidad Popular) ortak adayı olarak girdiği 1970 seçimlerini kazandı ve devlet başkanı seçildi. Allende ekonomide yeni düzenlemeler yaptı, zenginliği halk sınıf ve tabakalarına dağıtmayı ön plana çıkardı, başta bakır madenleri olmak üzere birçok alanda kamulaştırma girişimlerinde bulundu.

Sağlık çalışmaları sırasında gördüğü yetersizliklerin eksikliklerden değil, yapısal bozukluktan kaynaklandığını gördü. Şili’de hakim sömürücü sınıfın halka daha fazla yük bindirmekten başka bir şey veremeyeceğini gördü. Düzeltilmesi için ülkede iktidar değişikliğinin kaçınılmaz olduğu çıkarımında bulundu.

Acımasız sömürü altında çalışan yetersiz beslenmiş insanları sağlıklı kılmak olanaksızdı. Tıbbi önlemler, ancak bunlara ekonomik ve mali çözümler eşlik ederse başarılı olabilirdi. Şili proletaryasını ve köylülerini etkileyen toplumsal kötülüklerin birçoğunun suçlusu ‘serbest rekabetti”.

“(Sağın) Bütün bu korku kampanyasına karşın, ülke sol partilerden yana meyletmiş ve başlarında Allende olmak üzere Halk Birliği (Unitad Popular) adı altında bir koalisyonda birleşmişti. Her zaman iktidarda olanların ve Fidel Castro’yla onun devrimini akıldan çıkarmadan Şili seçimlerini gözlem altında tutan Birleşik Devletler’in şaşkınlığı karşısında, 1970 yılında Halk Birliği seçimleri kazandı.” – Kış Ortasında, Isabel Allende, Can Yayınları, s.69

Amerikan emperyalizmi kendi arka bahçesinde sosyalist bir iktidarın örnek olmasına seyirci kalmadı. İçerden örgütlediği gerici-faşist güçleri ve militarizmi kullanarak sosyalist Şili hükümetini yıkmak üzere çeşitli faaliyetler yürüttü. Kanlı bir darbe planladı ve uygulamaya koydu.

Doktor Allende faşist cellat Pinochet ve adamları başkanlık sarayını kuşattığında bir avuç yoldaşıyla teslim olmadı, 7 saat direndi, çatışarak öldü. Ölümüyle sömürge halkların kurtuluş simgelerinden biri olarak tarihe kanıyla yazıldı. Bağımsızlık ancak direnmeyle korunabilirdi. Allende güçlü CIA desteğine karşı koyamadı. Şili emperyalizmin baş rolde olduğu, halka ağır oligarşik koşullar dayatılan bir Güney Amerika ülkesine dönüştü.

Suriye’de Esad, Allende’nin kararlı anti-emperyalist direnişine benzer kararlı bir tavır koyamadı. Ülkesini ABD ve İsrail’in silahlandırıp eğittiği HTŞ güçlerine terk etti, soluğu Rusya’da aldı.

Ölümünden birkaç saat önce yaptığı radyo konuşmasında Allende kararlı bir başkan olduğunu gösterdi: “Bu koşullarda, sözlerim sadece işçilere: Teslim olmayacağım! Bu tarihi dönemeçte, halka olan sadakatimin bedelini hayatımla ödeyeceğim. Ve onlara, binlerce Şililinin tertemiz vicdanına serptiğimiz tohumların kuruyup gitmeyeceğinden şüphem olmadığını söyleyeceğim. Güçlüler ve bize üstün gelecekler. Ancak toplumsal dönüşümler ne suçla ne de güçle bastırılabilir. Tarih bizimdir, tarihi toplumlar yapar!…”

Allende’nin bu tavrının bizdeki 1971 Kızıldere katliamında Mahir Çayan ve 10 yoldaşının teslim olmayıp direnmeyi seçmeleriyle nasıl benzerlik gösterdiğini en kapalı gözler bile görür. Teori ile pratik önderlik edip edememe ile yakın bağlantılıdır. Önderlik özelliklerinden yoksun kişiler teori ne kadar güçlü olursa olsun pratikte başarılı olamaz. Sekterlik hastalığındaki kişiler bir hareketi sonuna dek götüremez. Yaşayarak öğrendik.

Ülkemde 1980 cuntasına direnmeyip teslimiyet bayrağını çektikleri halde solculuğu elden bırakmayanlara ne demeli? Mahirlerin darbeye karşı gösterdiği kararlı duruş konamadı. Cuntaya karşı duramayan aynı kişilikler günümüzde sermayenin sorunsuz solcu, daha açık deyimle reformist, çocukları görünümü veriyorlar. 12 Eylül 1980’e kadar görülmemiş oranda yüksek ivme yakalayan devrimci hareketin nasıl heba edildiğinin belirgin nedenleri olarak beceriksizlik, yetersizlik, yönetememe, öngörüsüzlük, sekterlik ve teslimiyet ortaya çıkıyor. 46 yıldır sol hareketlerin toparlanamayışının başlıca nedeni: Teslimiyet. Bu, enine boyuna hiç tartışılmadı, konuşması gerekenler özeleştiri bile vermedi. O zamanlar sözü geçenlerden biri “Bu baş bu gövdeye az geldi.” cümlesiyle özetledi durumu. Yaşananlar gösteriyor ki hiç ders çıkarılmamış. Özeleştiri vermedikleri gibi yetersizliklerini, sekter tavırlarını başkalarını konu ederek gölgeleme ve tekkelerindeki konumlarını koruma peşindeler. Uçsuz bucaksız ormanı işlemek varken sermayenin gösterdiği sahada top çeviriyorlar. Devrimci hareket yükselecekse öncelikle bu tavırları gösterenlerden kurtulmalıdır.

1973 – 1990 yılları arasında Şili’de tam bir faşist katliam yaşandı; yurtseverlere karşı sürek avı, yakalananlara işkence ve uçaktan denize atma, görüldüğü yerde vurularak infaz… Bu diktatörlüğün kazananı işbirlikçi Şili egemen sınıfları ve Amerikan emperyalizmi oldu.

1990’da faşist diktatörlüğün yıkılmasından sonra hükümet değişiklikleri oldu.

2010 yılına dek süren demokrasi ve reform çalışmaları milyarder ve sağcı siyasetçilerden biri olan Pinera’nın başkan seçilmesiyle duraksadı. Pinera 2010-2014 ve 2018-2021 yılları arasında iki dönem devlet başkanı seçildi.

2021’e gelindiğinde Gabriel Boric sağcı rakibi Antonio Kast'a karşı ikinci turda oyların yüzde 56'sını alarak genel seçimleri kazandı. ABD’nin manipüle ettiği 2025 seçimlerinde Kast’a yenildi.

Nazi kökenli Amerikancı Kast yönetiminin neler yapacağını hep birlikte göreceğiz.

Öngörü:

Görünen köy kılavuz istemez özdeyişinin öngördüğü gibi Kast neoliberal politikalar izleyecek ve emperyalizmin piyonu olarak ülkeyi yönetecek. Amerikancı rejimlerin iktidar olduğu gelişmekte olan ülkelerde ne oluyorsa, o olacak; Şili halkı neoliberal politikalar altında inim inim inleyecek.

Ne zamana kadar?

Emperyalist sömürü çarkında ezilen emek ‘Yeter!’ diyene kadar.

Sami Aydoûan Şi̇li̇