İnsan ilişkileri oldukça karmaşıktır; kardeşlik, anne-babalık, aynı okulda bulunma, aynı mahallede oturuyor olma, aynı işyerinde çalışma, aynı toplumsal devinim içinde yer alma gibi koşullarda gelişir. Sevi, sevgi, beğeni, karşı cinse duyulan arzu da bu çevrelerde doğar ve çıkara dayanmaz, bir sarsıntı geçirmezse ömür boyu sürer.
Nadir gelişir dostluk.
Yaşamın hemen her alanında insanlar birbirleri ile iletişim halindedir. Bu iletişim aynı işyerinde bulunma, bir işin bitirilmesi için zorunlu görüşmeler, aynı çevrede büyüme gibi tanışıklıklardır. Bir süre birlikte çalıştıktan sonra başka bir yere atanma veya iş değiştirme durumlarında çoğu kez bu arkadaşlıklar biter. Nadir olarak devam eden arkadaşlıklar da oluşur. Buradan dostluk çıkmaz mı? Çıkar elbette, hem de çok güçlü arkadaşlıklar buralarda doğar. Bu arkadaşlıkların dostluğa evrilmesi zaman alır, karşılıklı özveri ister.
İki kişi arasında yeşeren dostluk karşılıklı güvene, saygıya, sevgiye, çıkarsız bakış açısına dayanan ilişkiler ağıdır. Düşünsel temelde ise etik değerler üzerinde ve zihinsel olarak olayları yorumlamada bire bir aynı olmasa da yakın davranış gösterme eylemidir.
Dostluklar çıkar gözetmez; sohbetlerde tutarlılık, olayları yorumlamada benzerlik, dünya görüşünde yakınlık geliştirir dostluğu. Çıkara dayalı yakınlıklar dostluğa dönüşmez, çıkarın bittiği noktada dostluktan eser kalmaz. Bu da çıkarsız dostluk düşünen taraf için sorun yaratır.
Neye, kime, niçin dost oluruz?
Bir düşünceye yakınlık duymuş, kendi geleceğinizle birlikte toplumun büyük çoğunluğunun geleceğini rahatlatacağına, dünyanın yaşanası bir küre olacağına, var olan ve olası sorunları kaldıracağına inanıyorsanız bu düşünceyi paylaşan insanlarla önce arkadaş olursunuz, süreç içinde bu arkadaşlık insana/insanlara dost olmayı getirir. Bu dostluk körü körüne bağlılık anlamına gelmez, karşılıklı saygıya dayalı, sağlıklı düşünen bireylerin dostluğudur.
Bir işe başlarken, bir yolu aşmayı planlarken arkadaşlığa ve daha ötesine geçmiş dostluğa güven duyarsınız. Bu güven kardeşlikten öte bir anlam taşır. Yoldaşlıktır adı.
Burada dikkat edilmesi gereken nokta dostluğa evrilmiş arkadaşlığa ‘abi, hemşerim, severim, ellerinden öperim’ gibi ‘yalakalığa’ varan feodal yaklaşımlardan uzak kalınması gereğidir.
Dostluk iki insan arasında geliştiği gibi bir insan ile bir kedi, köpek, at ve benzeri canlılar ile de gelişir. Bunun pek çok örneği yaşanmıştır. Bir insan ile yakın dostluk kurduğu bir köpeğin insanın ölümünden sonra sürekli gömütü başından ayrılmaması, her gün dostunun gömütünde beklemesi, işe gidip geldiği durakta dostunun gelişini beklemesi gibi örnekler pek çoktur.
Bir aşama gelir ki güven hiç beklenmedik bir noktada sarsılır. Bu sarsıntı tek taraflı da yaşanabilir iki taraflı da. Tek taraflı yaşanan güvensizlik iki ayrı sonuca götürebilir; ya geçirilen sarsıntıyı yorumlar, bütün verileri inceler, geçici olduğu sonucunu çıkarır, dostluğa devam edersiniz ya da ciddi sonuçlar doğurabileceği, daha ileri boyutlarda sarsıntılara yol açabileceğini öngörür, dostluğa son verme gibi olumsuz bir sonuca varırsınız. Bunu yapmaz, -mış gibi görünmeye devam ederseniz samimiyetsiz, iki yüzlü bir tavır gelişir ki bu da sonuç olarak bir bitiş noktasına varır. Samimiyetsizlik ve ikiyüzlülük durmadan kemirir, bu ise yaşanması olası en kötü durumdur Bu durumda sorunu en açık sözcüklerle koymak doğru yaklaşım olur.
Arkadaşlıklar ve/veya dostluklar belli konulara bakış açısında örtüşmeyle, belli olayları yorumlamada özdeş olmayla, bazen kendiliğinden bazen deneyimleyerek, bazen rastlantılarla doğar ve süreç içinde gelişir. Bitişi de benzer biçimde olur.
"Kendinle konuşuyormuş gibi her şeyi teklifsizce konuşabildiğin birine sahip olmaktan daha güzel ne var?" der Cicero. Sınırsız bir güven duygusu gelişir iki dost arasında.
Buradan hareketle herhangi bir sorun doğduğunda dostlardan biri için “ne yapayım, her konuda aynı şeyi düşünmem beklenemez” yaklaşımı gerçekçi değildir. Hayal kırıklığı yaşatır, zedeler dostluğu, bitişe yönelir.
Bazen ağızdan çıkan bir söz, yazılan bir sözcük, bir tümce, olumlu veya olumsuz bir düşünce altına konan bir paragrafla özetlenen kısa bir not dostluğa dönüşmüş görünse de yeterince oturmamış ise, arkadaşlıkların sonunu getirir. İki dosttan biri söylediği sözden veya yazdığı yazıdan farklı bir yaklaşım geliştirmiyorsa o dostluğun sürmesi sorunlu olur. Sürdürülemez.
Dostluğu güçlendirmek yerine bozmak, sonlandırmaya gitmek her zaman kurulması kadar güç değildir. Sancılıdır. Bozulmuşsa, güvensizlik başlamışsa onarmaya çalışmak çoğu kez aksi sonuç getirir. Hele de bozan taraf ne yaptığının bilincinde değilse, veya bilincinde olup karşı tarafın tolere edeceğini düşünüyorsa, sorun daha da karmaşıklaşır, içinden çıkılmaz bir hâl alır. Bitmesinde yarar vardır.
Bitme aşamasına gelmiş bir dostluk bireye olduğu kadar etrafındaki canlı-cansız her varlığa uzak bakmayı getirir. Bu, bireyin toplum içindeki davranışlarında travmatik bir durum oluşturabilir, düzeltilmesi uzun zaman alır, bazen düzeltilemez.
Dostluk bozuk para gibi kolay harcanmamalıdır; 25 kuruşluk simit değildir, kolay yenmemelidir.
Yaşanmasa iyi olur diyeceğim ancak yaşanmışsa üstünde daha fazla durmanın anlamı da kalmamıştır. Düzeltme çırpınışları boşuna çabadır. Kırıcı tartışmalara girmeden, sakin, sesini yükseltmeden ‘Hoşça kal!’ diyebilmek de önemlidir.
"İnsanlar için en yararlı şey …
dostluğu güçlendirmeye hizmet edebilecek her şeyi yapmaktır."- Spinoza
Ömür dediğimiz yetmiş-yüz yıllık zaman, deneyimler, tutarlılıklar ve tutarsızlıklar çok şey kazandırmıştır bireye; kulluktan çıkabilmiş, birey olabilmişse.
Sevdiğim, yazılarını kaçırmamaya özen gösterdiğim, BulutYazar dergisinde yazılarımızı paylaştığımız öğretmen kökenli bir yazarımızın şu sözleriyle bitirmek isterim yazımı: “İki insan arasında kurulan arkadaşlık bağı dostluğa evrilmemişse sadece hatırlanmaya değen ve geçmişi çağrıştıran bir anı olarak kalır zihinlerde...” -Gülseren Pınar Kasap
Güzel günlere…
