En tehlikeli sadakat, hakikate değil kişiye duyulan sadakattir.

Çünkü kişi değişir.

Güç değişir.

Ama hakikat değişmez.

Toplumların en büyük yanılgılarından biri, araçları amaç sanmalarıdır.

Güç, makam, propaganda ya da teknoloji… Bunların hiçbiri tek başına hakikatin ölçüsü değildir. Ne var ki iktidarlar çoğu zaman kendi kullandıkları araçları tek gerçeklik gibi sunar; farklı düşünenleri ise gerçeği görememekle suçlar.

Oysa siyaset, yalnızca güç üretme sanatı değildir. Akılla kurulan, vicdanla sınanan bir denge işidir. Akıl stratejiyi kurar; vicdan ise ona sınır çizer. Vicdanını kaybeden strateji, er ya da geç kendi kurduğu düzenin esiri olur.

Askerî güç…

Teknolojik üstünlük…

Ekonomik imkân…

Hiçbiri tek başına liderlik üretmez.

Roma İmparatorluğu da dünyanın en güçlü ordularından birine sahipti. Bugün geriye yalnızca tarihi kaldı. Çünkü gücün de biyolojik bir ömrü vardır.

Popülizm de kalıcı değildir. Kalabalıkların sadakati çoğu zaman kişinin karizmasına bağlıdır. Karizma sarsıldığında kalabalık da dağılır. İlkelere değil kişilere bağlanan sadakat, en kırılgan sadakat biçimidir.

Siyaset biraz da futbola benzer.

Maçı yalnız güçlü olan değil, oyunu doğru okuyan kazanır. Başarı yalnız ayak gücüyle değil; oyun aklıyla gelir. Devlet yönetiminde de durum farklı değildir. Strateji olmadan güç körleşir; adalet olmadan strateji yozlaşır.

Adalet pasif bir erdem değildir. Toplumu ayakta tutan en güçlü savunma mekanizmasıdır. Kötülüğü yenmenin yolu onun yöntemlerini taklit etmek değil, hukukun üstünlüğünü daha akıllıca ve daha kararlı biçimde savunmaktır.

Çünkü hukuk adaletin binasıysa, adalet de onun temelidir. Temeli çöken binanın ayakta kalması mümkün değildir.

İşte tam bu noktada sadakat anlam değiştirir.

Kişiye duyulan sadakat, sorgulamayı öldürür.

İlkeye duyulan sadakat ise toplumu güçlendirir.

Gerçek sadakat; lidere değil hukuka, kişiye değil ilkeye, güce değil hakikate bağlı kalabilmektir.

Aksi hâlde sadakat çoğalmaz; yalnızca değeri düşer.

Tıpkı karşılıksız basılan para gibi…

İlk bakışta çoğalmış görünür.

Ama güvenini kaybettiği anda hiçbir değer taşımaz.

Toplumlarda da böyledir.

Sahte sadakat önce eleştiriyi susturur. Sonra liyakati yok eder. Ardından adaleti aşındırır.

En sonunda ise güveni tüketir.

İşte buna sadakat enflasyonu denir.

Bir toplumun en büyük sermayesi güvenidir. Sadakat ise o güvenin dolaşımdaki değeridir.

Sahtesi çoğaldıkça, gerçek sadakatin değeri düşer.

Ve en büyük yoksulluk, para değil; güven yoksulluğu olur.