Adı Tahir’di. Mehmet Tahir.

1881 yılında II.Abdülhamid’in devri saltanatında avam sınıfından bir adamdı. Direklerarası yani bu günkü Şehzadebaşı’nın eğlence mekânlarında çaycılık yapardı. Bir dostunu bulup sarayda selamlık dairesi toplantılarına katılmaya başladı. Kurduğu ilişkilerle Vakit Gazetesi’nin Direklerarası muhabiri oldu. Sonra, Tercümân-ı Hakîkat, Saadet ve Servet gazetelerinde muhabirlik ve yazarlık yaptı.

Yazıların altına Babanzade sülalesinden geldiğine atfen “Baba Tahir” imzasını atıyordu.

Zamanla Abdülhamit döneminin en büyük basın patronu oldu. Saray desteği ile işlerini büyütüp geliştirdi. Çok sayıda dergi ve gazete basıyordu. Çıkardığı gazetenin adı Malumat olduğundan “Malumatçı Tahir “ olarak anılmaya başlandı. “Padişahım çok yaşa” çizgisinin en önde gideni oldu. Bu hizmeti için saraydan “aferin aylığı” bağlandı.

Yazdığı yalan haberlerle mahalledeki bakkaldan, imparatorluk sınırları içinde faaliyet gösteren yabancı şirketlere kadar herkesi sindirdi. Malûmat'ı şantaj vasıtası haline getirdi. Terkos Gölü'nden İstanbul'a su verme hakkını elinde tutan Fransız şirketinden her ay aldığı rüşvet kesilince sahibi olduğu Málûmat dergisinde ‘‘Terkos gölüne yaralı domuz düştü’’ diye yazmış, halk galeyana gelip şirketin önünde toplanınca rüşveti yenilenmiş, ertesi gün ‘‘Domuz vurulmuş ama göle düşmemiş, hemen sahilde gebermiş’’ diye yazmıştı. Aleyhlerine yazmak tehdidiyle çok kişiden para sızdırdı.

Hayatı 1903 yılında değişti. Osmanlı'nın son dönemlerinde yükselmek isteyen devlet adamları ile imparatorluk toprakları üzerinde siyasal nüfuz edinmek, ticaret ilişkilerinde üstünlük sağlamak isteyen yabancılara para ve rüşvet karşılığında nişanlar edindiriyordu.

Malumatçı Tahir madalya ve nişan ticaretinin önde gelen isimlerinden oldu. Kendisi nişan almasını istediklerinin listesini yapmakta, hatta bu listeyi dönemin ileri gelenlerine göstererek onaylarını almakta ve onlardan isim isteğinde bulunmaktaydı. İşi daha ileri götürerek Beyoğlu'nda bulduğu bir İtalyan Hakkak'a nişanların ve madalyaların sahtesini yaptırdı. Beratlarını da kendi matbaasında basıp isimlerini kendi yayın organlarında yayınlayıp, para karşılığında satma fütursuzluğunu gösterince yakalandı. II. Abdülhamid kendi sahasına girme cüretini gösteren havuzcusuna acımadı. Mahkemeye verildi ve 15 yıla mahkûm edildi. Fizan'a sürüldü. Döndüğünde beş parasız ve hastaydı. Bir süre sonra öldü..

Malumatçı Tahir, yalan habercilerin, şantajcıların, saray jurnalcilerinin ve medyamızdaki ihale takipçilerinin atasıdır. Pek çok gazeteci kılıklı soytarıya rol model olmuştur. Tahir Bey öldü ama Tahir Beyler ölmedi. Günümüzde de gazetecilik mesleği, -bir avuç dürüst gazeteciyi ayırarak söyleyebilirim ki- aynı pejmürdeliğin içine düşmüştür. (Alıntı)