Demokrasinin en güzel yanı, vatandaşın sandığa gidip yöneticisini seçmesidir. En azından bize yıllardır anlatılan budur.

Fakat son yıllarda ortaya çıkan yeni bir siyasi uygulama var ki, siyaset bilimi kitaplarına girecek türden.

Bir belediye başkanı muhalefet partisinden seçilmişse, hakkında soruşturma açılması, müfettiş gönderilmesi, görevden uzaklaştırılması hatta yerine kayyum atanması artık kimseyi şaşırtmıyor.

Öyle ki bazen insan, belediye başkanlığı makamının asli görevinin hizmet etmek değil, soruşturmalara dayanıklılık göstermek olduğunu düşünmeye başlıyor.

Ne var ki işin asıl ilginç kısmı bundan sonra başlıyor.

Aynı isim, herhangi bir gün partisinden istifa edip iktidarın kapısından içeri girdiğinde adeta siyasi bir mucize yaşanıyor.

Dün hakkında türlü iddialar konuşulan kişi bir anda makbul vatandaş, değerli siyasetçi ve memleket sevdalısı oluveriyor. Sanki kapıda görünmez bir arınma cihazı var da içeri giren herkes geçmişinden arındırılıyor.

İnsan ister istemez soruyor: Eğer kişi gerçekten suçluysa, parti değiştirince suç ortadan mı kalkıyor?

Yok eğer suçsuzsa, neden yıllarca hakkında şüphe oluşturuldu?

Bu soruların cevabını bulmak zor.

Çünkü burada hukuk değil, siyasi aidiyet konuşuyor gibi görünüyor.

Eskiden bazı dinlerde günah çıkarma ritüelleri vardı.

İnsan yaptığı yanlışları itiraf eder, affedilmeyi umardı.

Bizim siyasi hayatımız ise bu geleneği oldukça geliştirmişe benziyor. Artık günah çıkarmaya bile gerek yok.

Doğru partiye geçmek yeterli.

Rozet değişiyor, dosyalar hafifliyor, eleştiriler susuyor, alkışlar yükseliyor.

Toplumun asıl tehlikesi de burada başlıyor.

Çünkü insanlar zamanla yaşananlara değil, yaşananların normalleşmesine alışıyor.

"Siyaset böyle" cümlesi, her çelişkinin üstünü örten bir battaniyeye dönüşüyor.

Oysa yozlaşma tam da bu noktada büyüyor; insanlar yanlışları değil, yanlışların sıradanlaşmasını kabullenmeye başladığında.

Bir ülkede ilkeler kişilere göre değişmeye başladığında, hukuk terazisi de şaşar.

Suçun ve suçsuzluğun ölçüsü kanunlar değil, siyasi yakınlık olursa geriye adalet değil, sadece güç kalır.

Belki de bugün aforoz edilmesi gereken kişiler değil, ilkesizliktir.

Çünkü görünen o ki siyasetin mabedinde günahlar değil, ilkeler kurban ediliyor.