Bu olay sadece cesaretle kazanılmış bir basit olay değildir. Mucizelerin zuhur ettiği bir olağan üstü hadisedir. Okur yazar bile olmayan Seyit Onbaşının 276 kilogram ağırlığındaki bombayı tek başına topa yerleştirmesi, hesap ve kitap bilmeyen Seyit onbaşının akıl ve feraseti, göz kararı bombayı ateşlemesi ve yüzlerce gemiyi komuta eden en güçlü gemileri olan HMS Ocean Zırhlısını batırdı. Yüzlerce asker ve techizat, bombalar denize gömüldü ve Çanakkale geçilmez sözü fiilen belgelendi.

İşte Conkbayırı ve Seyit Onbaşı olayı çok ince zekanın iyi kullanılması sayesinde olmuştur. Hatta Atatürk’ün sol cebinde bulunan cep saatine isabet eden merminin durumu da ilginçtir. 1 cm aşağı veya yukarı isabet etseydi o mermi Atatürk ölmüş olacaktı. Burada manevi bir güç olduğu aşikardır. Yüce Allah’ın iradesi olmadan hiç bir yaprak bile yere düşemez. Bunun açık belgesi olan Conkbayırı’nın mücadelesi ve Çanakkale savaşlarındaki asil Türk askerlerini cesaret ve metaneti... Atatürk öldü diyor, 70 kişi birden gözlerini mermi yağmuruna açık koşuyorlar ve hepsi ya şehit oluyor veya yaralanıyor. 700 kişilik bir tabur sanki Conkbayırı’na gömülüyor. Bu hadise aklın, mantığın, vicdanın, manevi gücün, Allah’ın yardımının açık ve net bir belgesidir.

Bu bilgileri görmek için bir albayımızın yazdığı Mondros’tan Montrö’ye adındaki esere bakmalıdır. Demek ki pratik zeka, en dar, zor zamanda acele karar verilmesi gerekn durumlarda kendini gösterir. Pratik-müsbet zeka yaparken muzır-şeytani zeka ise maalesef yıkımdır. Şeytani zeka vahye, Kur’an’a yaşam kurallarına aykırıdır. Aklın müsbete kullanılması mucittir. Her türlü iletişim ve yüksek teknolojinin temelidir. Muzır akıl (aklın kötüye kullanılması) ise tam bir felakettir. Bundan kurtulmanın yolu aklın vahye, Kur’an’a uygun olması esastır. Aksi halde muzır aklın işlevidir.

R.SAV. insanın fazileti her nerede olursa olsun şayanı ülfettir, itibardır, saygınlıktır, sevilmedir, zenginliktir, iştir, aştır, istihdamdır, sermayenin temelidir. Bunların hepsi de müsbet aklın ürünüdür. Pazarda aynı mal çoğaldıkça fiyatı düşer ama müsbet akıl çoğaldıkça daha da pahalanır.

İlim de böyledir. Malın mı üstündür, akıl ve ilim mi üstündür?.. İlim ve akıl üstündür. Neden, mal harcadıkça azalır, ilim ve akıl ise harcadıkça çoğalır.

İnsanların en çok yanıldığı nokta, her şeyin, problemin akılla çözülebileceği inancıdır. Oysa akıl da yanılır, kanuna tabidir, o da yanılabilir. Büyük hatalar yapar. Örneğin, vahye, Kur’an’a aykırı fikirler bu yanılgının bariz örneğidir. Mesela; akıl tutulmaları, aşırılıklar, fani olan bir kişiye aklını teslim etmek toplumsal felakete bile yol açabilir. İhtilaller, inkilapların yıkımlı olanları bunun sonucudur.

“Ağaca dayanma kurur, duvara dayanma yıkılır, insana güvenme ölür” Akıllı manyak veya ahmak, aklını müsbet kullanmayan insanlar çok acı sonuçlarla karşılaşabilir. Toplumda bunların örnekleri çoktur. Örneğin; evlilikte yanlış eş seçimi, yanlış iş seçimi, akıl dışı hareketlerdir. 2017’de evlendirme memuruna sordum, bu sene kaç evlilik oldu. Yanılmıyorsam 1700, boşananlar 600 küsür dediler ve bunlar çoğu da ilk bir sene içinde oluyor. İşte bunlar sahte aşkın kurumuş gazelleridir. Yazık değil mi? Olan çocuklara oluyor. Bu olayların toplumda çoğalması toplumun şirazesi yani mayasını bozuyor. Bir çok mağduriyetlere sebep oluyor.

Ahmaklığı hiç kimse kabul etmez. En kötüsü de yüksek aklın iflasıdır. Ahmak toprak testi gibidir. Yamayı ve tamiri kabul etmez. Ahmaklık bir arızadır. Aklının yokluğu deliliktir. Delinin ise sorumluluğu yoktur. Akıllı insanların delinin yapacağı hareketleri yapması akıl tutulmasının tabii bir sonucudur.

Genç bir kızın evli, 4 tane de çocuğu olan bir erkeğe kaçması veya aksi hareketler de böyledir. Bugün kadın cinayetlerinin belki bir çok sebepleri birdir. Akıl tutulması hastalığının 40-50 senelik evliliklerin yıkılması da böyledir.

(SÜRECEK)