Oturup yazıyoruz da kalkıp gitmiyoruz gidilecek yerlere. Yerimizden kalkamıyoruz da gönül gezdiriyoruz.

Karacaoğlan: "Deli gönül gezer gezer gelirsin." demiş ya bakmayın öyle dediğine. Kendisi daha çok geziyormuş.

Gönlünü yalnız gezdirmeyen, kendisi de yanında giden güzel insanlardan birisi de Hasan Hüseyin Yalvaç'tı.

Yaş yetmişi geçmişti. Yaşdaşımdı. Tekirdağ/Saray nere, Erzincan Kemaliye nere? Ankara'dan Kemaliye/Çit köyüne Şair Enver Gökçe'nin büstünü götürecektik. On yedi Enver Gökçe dostu. Bir de o.

Sakalı göbeğinde, ayakları şiş çıktı geldi Saray'dan.

Ankara'da onunla on sekiz Enver Gökçe dostu olduk. Ver elini Erzincan.

Saray'dan Erzincan'a onu götüren, sanat/şiir aşkıydı. Şair Enver Gökçe'ye saygısıydı.

Saygılı insandı.

Çağrılan yere giderdi. Nerede bir etkinlik var, orada yeri vardı. Altı yıldır Öykü Şiir dergisi "Toplumcu Gerçekçi Şair Enver Gökçe Şiir Ödülü" veriyor. Değişmez seçici kurul üyesiydi. Gözlerine hükmü geçmiyordu artık. Yine de yarışmaya gelen kitapları didik didik didikliyordu.

Şiir arıyordu.

Dergilerde şiirleri, yazıları hep olurdu. Toplumcu-Gerçekçi şairlerimizdendi. Toplumcu-Gerçekçi şair Enver Gökçe'nin izini sürüyor, izinden gidiyordu. Dünya kadar kitap yazdı. Eserlerinden biri de yine Enver Gökçe üzerineydi. Zulme Direnenler "Enver Gökçe Türküsü" destan şiirin kahramanı Enver Gökçe'ydi.

Yalvaç da emeğin en yüce değer olduğuna inanırdı. Bunu, bu destan şiirde bakın nasıl anlatıyor:

"Zorları kolaylaya kolaylaya akan emek/ Umutlarımızın namuslu yüzü/ Başımızın ışıltılı tacısın sen/ Senin uğrunadır her şeyler her zaman/ Seninle kurulur güzel dünya/ Seninle insanlaşır karanlıklar/ Şu İçimizdeki uslanmaz coşkuya baksana."

İnsan kılıklı kütüphaneydi Yalvaç.

Edebiyat dünyasında izi olan herkesi tanırdı.

Çocuk ruhluydu.

Bağlandığına bağlanırdı.

Eşi kendinden önce gitti yaşam alanından. Hemen her gün mezarlık yolunda görürdü onu Saraylılar. Gide gele yol yoruldu, o yorulmadı.

Yola yük olmak istemedi sonunda. 5 Ağustos 2026 günü Sevgili kızı Ezgi'yi, sevgili torunu Derinsu'yu Saray'da bıraktı, her gün gidip geldiği yol, bu ağustos sıcağında "dönmez yol" oldu. Gönül sarayında, eşinin yanında kaldı.

Yüzyılın başına kadar elinde kitap, cebinde gazete olan insanların bir ayrıcalığı vardı. Şimdi herkesin elinde bir cep telefonu. Kitap, gazete gözden de gönülden de ırak.

Belki birileri okur Hasan Hüseyin Yalvaç'ın kitaplarını. Okudukça insan çıkar içinden, insan!

Zeynal Gül 1-3