CHP Genel Başkanı’nı anlamak iyice zorlaştı.

Bazen yönünü şaşırıyor.

Bazen düşündüğü şeylerin önceliklerini belirleyemiyor.

Misal: Yerel seçimde elde ettiği başarının yarattığı şaşkınlıkla olsa gerek, İstanbul Belediye Başkanı Ekrem İmamoğlu’nu, 5 yıl sonra yapılacak Cumhurbaşkanlığı seçimi için CHP’nin adayı göstermesi.

Akıllara seza…

Ya, hesap bilmiyor…

Ya da, anlık başarı yani zafer sarhoşluğundan mustarip…

Bugüne kadar yüzü aşkın miting yaptı…

Adayımız İmamoğlu ise henüz cezaevinden çıkmış değil…

Sayın Erdoğan’ın cumhurbaşkanlığı danışmanları, sanırım ellerini ovuşturarak, mitinglerin etkisini azaltmak için yeni taktikler peşindedirler…

Ya da “Özgür beyin etkisini azaltmak, CHP’nin yereldeki başarısını bu kadar kolay unutturmak meğer çok kolaymış” diyerek yeni soruşturmaların kapısını açık tutmakta ısrarlılar.

Öyle görünüyor ki, CHP’nin yerel yönetimlerdeki başarısını böylesine “ucuz taktiklerle” gölgelemeyi, ancak Saray’ın danışmanlarından başka hiç kimse düşünemez ve başaramazdı...

CHP’nin “gölge bakan” taktikleri ile bir yere varamayacağını Genel Başkan Özgür bey hala anlamış değil.

Kendisine yönetilen en küçük eleştiriye tahammül dahi edemeyen sayın Özel, iç politikada eleştirilecek konu-malzeme kalmamış gibi bu kez dış politikaya sardırdı.

Yanına aldığı eski Washington büyükelçisi Namık Tan’la birlikte TV ekranlarında boy gösteren sayın Özel, ABD’nin Ankara ve Suriye’den sorumlu Büyükelçisi Thomas J. Barrack’ı hedef aldı.

Bölgemizde patlak veren İran-ABD-İsrail savaşıyla ilgili görüşlerini yabancı TV kanallarına açıklayan Barrack’ın, Türkiye ve bizim bölgemizdeki ülkelere yönelik “Monarşik” yönetimlerle ilgili sözleri tartışmaya değer.

Bazı TV kanalları bu konuyla ilgili haberlerini özetle şöyle yayınladılar:

“Antalya Diploması Forumu’nda konuşan ABD’nin Türkiye Büyükelçisi Barrack’tan skandal açıklamalar: Dünyanın bu bölgesi sadece tek bir şeye saygı duyar: Güç. Demokrasi arayışları çöktü. Bu coğrafyada işe yarayan tek şey güçlü liderlik rejimleri ve merhametli monarşiler.”

Yani Barrack, Uzakdoğu ülkelerindeki yönetimlerin, demokrasiye dönüşlerinin “gereği yok” demeye getiriyor.

Elde ettikleri “güç ile idareye devam etsinler” diye de ekliyor.

İşte tam da burada sayın Özer devreye giriyor:

“ Bir asrı aşkın süredir demokrasi ile yönetilen Atatürk Türkiye’sine karşı sarf edilen bu sözler büyük haksızlıktır” mealindeki sözleriyle sert tepki veren Özel: “Bu büyükelçiyi Persona Non Grata (İstenmeyen adam) ilan ediyorum.” demez mi?.

Der….

Bizce hiç mahsuru yok…

Türkiye’yi, üstelik Arap bedevilerle bir tutmak hiçbir büyükelçinin haddi olmamalı…

İyi kötü bir asrı aşkın süredir demokrasi ile yönetiliyoruz.

Ara sıra askeri kesintiler-darbeler olsa da, Avrupa Birliği kapısına dayanmış demokratik bir ülkeyiz, bizi geri kalmış monarşik Arap ülkeleri ligiyle karıştırmanın ne alemi var?

Ama diplomatik teamüllere ve gerçeklere göre de, bir siyasi parti liderinin yabancı bir büyükelçiyi, nerdeyse siyaset alanında kanka olduğumuz Trump’ın seçip gönderdiği ABD’nin Ankara Büyükelçisini “istenmeyen adam” ilan etmek, büyük bir gaf değil de nedir?

Bu kararı ancak, TC Cumhurbaşkanlığının, yani devletin Dışişleri Bakanı kanalıyla, verebileceğini, bunun devlet kararı haline getirilmeden açıklanmayacağını sayın Özer bilmez mi?

Yanındaki, Washington eski büyükelçimiz, Namık Tan hiç mi bilgilendirmedi sayın genel başkanını?

Peki, ne demek istemiş olabilir sayın Özel?

Birileri çıkıp bunun, bu tavrın yanıtını muhakkak vermeli…

Hem de zaman kaybetmeden….