Ülkenizi tanımak istiyorsanız, onun saraylarına değil, çocuklarına bakın. Zira saraylar gerçeği saklar, çocuklar ise gerçeği yaşar.

Bir ülkede çocuklar…
ya susuyorsa,
ya çalışıyorsa,
ya da ölüyorsa.

Cinayet dediğiniz şey, yalnızca bir bıçak darbesi değildir.
Bazen bir ihmal, bir imza, bir suskunluk da öldürür.

Hukuk kitapları buna “kusur” der. Vicdan ise adını doğru koyar: Cinayet.

Bir çocuğun üzerine devrilen okul duvarı,
bir maden ocağında babasız kalan yaşam,
bir okul yolunda devrilen, ama çocukları tarlaya taşıyan servis aracı bir çadırda çıkan yangın… Bunların hiçbiri “kaza” değildir. Bunlar, büyüklerin küçükleri öldürme biçimidir.

Bilim bize açıkça söyler: Her ölümün bir nedeni vardır.

Bizde neden hazırdır: “Fıtrat.”

Ne kadar kullanışlı bir sözcük…
Sorumluluğu gömer, gerçeği örter, vicdanı susturur.

Bir çocuk donarak ölür, fıtrat.
Bir çocuk yanarak ölür, kader.
Bir çocuk çalışırken ölür, alın yazısı.

Oysa gerçek çok daha yalın: Denetlemedin. Koruyamadın. Önlemedin.

Felsefe der ki: İnsan, en çok güçsüz olana karşı sorumludur.

Peki bu ülkede en güçsüz kim?

Çocuklar.

Ne oy hakkı var, ne söz hakkı, ne de kendini savunacak bir gücü…

Ama en çok onlar yargılanır. Çalıştırılır. Evlendirilir. Susturulur.

Sonra birileri çıkar, “gelecek nesiller” diye nutuk atar.

O gelecek, çoktan toprağa verilmiştir.

Asıl konu burada başlıyor: Bir ülkede çocuklar korunmuyorsa, orada aslında kimse güvende değildir.

Çünkü çocuk, toplumun en çıplak hâlidir.
Onu koruyamayan bir düzen, hiç kimseyi koruyamaz.

Ama bizde düzen, çocukları korumaz; onları “görmez.”

Görmemek, en büyük suç ortaklığıdır.

Ekonomistler büyümeden söz eder. Grafikler yükselir, rakamlar artar.

Fakat mezar taşları da artar.

Ülkemizde çocuk, okula gitmek yerine çalışıyorsa, bir çocuk oyun oynamak yerine hayatta kalmaya uğraşıyorsa, orada büyüme yoktur.

Orada sadece çürüme vardır.

Ülkemizde en çok kullanılan tümcelerden biri “gereği yapılacaktır” ise… bilin ki hiçbir şey yapılmayacaktır.

Zira o tümce, eylemsizliğin en resmi hâlidir.

Dosyalar kapanır.
Sorumlular korunur.
Zaman geçer.

Ve çocuklar unutulur.

Oysa unutulan her çocuk, toplumun hafızasından silinen bir insanlıktır.

Bir süre sonra kimse anımsamaz: Adını, yüzünü, hikâyesini…

Ama sistem anımsar.

Zira aynı hataları tekrar etmek için unutmak gerekir.

Bir zamanlar bu topraklarda, çocuklara bayram armağan eden bir irade vardı.

Bugün o bayramlar kutlanıyor, ama çocuklara bayram yaşatılmıyor.

Zira artık çocukluk,
bir hak değil,
bir ayrıcalık hâline geldi.

Belki de en acı gerçek şudur: Ülkemizde çocuklar, bir suçun mağduru değil sadece… Aynı zamanda bir düzenin kurbanıdır.

Bir gün gerçekten değişim olacaksa,
bu büyük nutuklarla değil,
çocukların yaşamlarıyla ölçülecek.

Bir çocuk üşümeden uyuyabiliyorsa,
korkmadan oynayabiliyorsa,
ölmeden büyüyebiliyorsa…

İşte o zaman ülke kurtulmuş demektir.

Oysa bugün…

Ülkemizde çocuk olmak,
bir mevsim değil artık.

Bir risk.

Ne yazık ki,
bu riskin faili de bellidir.

Büyükler.