Napolyon savaşta İspanya’yı yenmiş. İspanya Kralı siz ancak para ve mal için savaşırsınız, biz ise namusumuz ve şerefimiz için savaşırız demiş.

Bunun üzerine Napolyon:

- Evet insanın neyi eksikse onun için savaşır.

*

İngiliz lordu Atatürk’ün daveti üzerine İstanbul’a gelir. İngiliz lordu şerefine verilen yemekte servis yapan Türk elindeki tepsiyi devirir. Herkes büyük bir şaşkınlık içinde kalmıştır ve Atatürk’ün ne tepki vereceği beklenirken, Atatürk İngiliz lorduna dönerek “Halkım her şeyi beceriyor da bir tek uşaklığı beceremiyor” der.

*

Bir gün Sokrates’e sormuşlar neden filozof olduğunu. Yanıtı ise: “Evlenin, karınız iyiyse mutlu, değilse filozof olursunuz!”

*

İngiliz devlet adamı Winston Churchill, Avam kamarasında konuşurken, muhalif partiden bir kadın milletvekili, Churchill’e kızgın kızgın şöyle seslenir:

-Eğer, karınız olsaydım, kahvenizin içine zehir karıştırırdım. Churchill, oldukça sakin kadına döner ve lafı yapıştırır:

-Hanımefendi, eğer karım siz olsaydınız, o kahveyi seve seve içerdim.

*

Bir şemsiye tamircisi, yazmış olduğu şiirleri incelemesi için William Shakespeare’e gönderdiğinde, ünlü yazarın cevabı şu olur:

– Dostum siz şemsiye yapın, hep şemsiye yapın, sadece şemsiye yapın.

*

Dostlarından biri, Fransız kralı 15. Lui’ ye: Majesteleri, demiş. Akıl vergisi almayı hiç düşündünüz mü? Hiç kimse budalalığı kabul etmeyeceğine göre, herkes böyle bir vergiyi seve seve öder. Kral, alaylı alaylı gülerek: Hakikaten enteresan bir fikir, cevabını vermiş. Bu buluşunuza karşılık, sizi akıl vergisinden muaf tutuyorum.

*

Bir toplantıda bir genç M. Akif’i küçük düşürmek için:

– Af edersiniz, siz hayvan doktoru musunuz? demiş.

M. Akif hiç istifini bozmadan şu cevabiıvermiş:

– Evet, bir yeriniz mi ağrıyordu?

*

İskender’den bir gün bir dilenci para istemektedir. Aralarında şu diyalog geçiyor:

-Az bir şey olsa ihsan etmez misiniz?

-Az şey vermek bana layık değildir.

-O halde çok ihsan ediniz.

-O da sana layık değildir.

*

Bir Fransız yazar, Mehmet Akif’e:

-Kadınlarınızı evden çıkartmadığınız doğru mu? diye sorduğunda, Akif: Daha önceleri öyleydi, karşılığını vermiş. Fakat şimdi dışarı çıkarttık ve bir türlü içeri sokamıyoruz.

*

Yavuz Sultan Selim, birçok Osmanlı padişahı gibi sefere çıkacağı yerleri gizli tutarmış. Bir sefer hazırlığında, vezirlerinden biri ısrarla seferin yapılacağı ülkeyi sorunca, Yavuz ona:

– Sen sır saklamayı bilir misin? diye sormuş. Vezir:

– Evet hünkârım, bilirim dediğinde, Yavuz cevabı yapıştırmış:

– Ben de bilirim.

*

Yahya Kemal’e “Ankara’nın en çok hangi tarafını seviyorsunuz” diye sorduklarında şu cevabı vermiş:

– İstanbul’a dönüşünü.

*

Mehmet Akif, Baytar Mektebi’nde müdür muavini olarak çalıştığı bir dönemde, muhasebeden gelen bir yazıyı anlayamaz. Yazıyı kaleme alan Salih Efendi’yi aratarak yazıda ne demek istediğini sorar. Salih Efendi “iki türlü mana çıksın diye böyle yazdık efendim” cevabını verince, Akif dayanamaz ve:

-Hayret doğrusu, der. Biz birini bile çıkartamadık da.

*

Öğrencilerinden biri, Konfüçyüs’e:

– “Ölüm nedir?” diye sorduğunda, Konfüçyüs’ün cevabı şu olmuş:

- Hayat hakkında ne biliyorsun ki, sana ölümden bahsedeyim.

*

Yahya Kemal, dostlarından birine:

-Bu akşam yemeği benimle yer misin? diye sorunca, Arkadaşı: Hay hay! der. Çok memnun olurum. Hiçbir mazeretim yok!

Yahya Kemal gülümseyerek karşılık verir: İyi öyleyse, bu akşam size geliyorum.

*

Amerikalı işadamı, Çinliyle alay ederek sormuş; ‘Mezarlarınıza koyduğunuz pirinçleri, ölüleriniz ne zaman yiyecek?’ Çinli, başını kaldırmadan cevap vermiş; ‘Sizin ölüleriniz, koyduğunuz çiçekleri kokladığı zaman.’

*

Şahabettin Süleyman, bir gün Ahmet Haşim’e:

-Üç günden beri zihnimde önemli bir fikir saklıyorum, dediğinde, Ahmet Haşim, onun fikir üretmedeki kısırlığını ima ederek şöyle demiş:

-Günahtır yahu, salıver gitsin şu fikri. Zavallıcık günlerden beri tek başına kim bilir ne kadar sıkılmıştır.