1937 yılının bir bahar sabahı, İspanya’nın küçük Guernica kasabası gökyüzünün karardığını gördü. Uçakların uğultusu, insanların dualarını bastırarak indi kasabanın üzerine.

Üç gün süren o bombardıman, yalnızca evleri değil, insanlığın vicdanını da yerle bir etti. Picasso, Paris’te bir gazetenin köşesinde okudu bu haberi. Fırçası o günden sonra renklere değil, acının gri tonlarına uzandı. Ortaya çıkan Guernica, bir ulusun çığlığını tuvale vurduğu büyük bir yas ilanıydı. Ve yıllar sonra bir Nazi subayı ona “Bu tabloyu siz mi yaptınız?” diye sorduğunda, tarihin duvarlarına çarpıp yankılanan yanıt çarpıcıydı:
“Hayır, bunu siz yaptınız.”

Bugün biz de bir tablonun içindeyiz. Bu defa ressamı Picasso değil; kaderimizi şekillendiren, yaşam standartlarımızı belirleyen siyasi irade… Fırça, halkın değil, iktidarın elinde. Renkler yine ölü; siyah çoğalıyor, beyaz kırılıyor, gri her yere siniyor. Sokak sokak, ev ev yayılan sessiz bir yıkımın resmidir bu.

Pahalılığın nefesi evlerin içinde hissedilirken, insanların yüzlerinde Picasso’nun o çığlık atan atını görüyorum. Marketlerde başı öne düşen bir anne, Guernica’daki kırık kılıcın yanında yatan askeri andırıyor. “Düşünce suçlusu” diye içeri atılan gençlerin gözlerinde, tablonun en üst köşesinden umutsuzca içeri bakan o kadının korkusu var. Bir elinde gaz lambasıyla karanlığı delen kadın ise, bu ülkede hâlâ doğruları söylemeye çalışan; susturulmaya çalışılsa da sözünden vazgeçmeyen insanları anımsatıyor bana.

Bu tabloyu kim yaptı?
Bir ülkeyi böylesine karartan, insanları böylesine yoran, umutları böylesine solduran kim?
Halk mı? Yoksullaşan, sesini kaybeden, yaşam uğraşı veren insanlar mı?

Picasso’nun yıllar önce verdiği yanıt bugün de karşımızda duruyor:
“Hayır: Bunu siz yaptınız.”

Her geçen gün biraz daha daralan yaşam alanlarımız, politik bir tercihin fırça darbeleridir. Her zamda biraz daha koyulaşan sofralarımız, bir yönetim anlayışının gölgesidir. Adalet, o tablonun paramparça olmuş askerinin kırılmış kılıcı gibi elimizden düşerken; umudun solgun mavisi çoktan gömülmüş durumda.

Ama bir gerçek var: Guernica, yıkımın resmi olduğu kadar, direnişin de biçimiydi. Her siyah çizgi, “Bir daha asla” diyen insanlığın bir anımsatmasıdır.

Bugün biz de bu karanlık tablonun içindeyiz; fakat tablonun son karesini belirleyecek olan yine halkın iradesidir. Çünkü hiçbir karanlık sonsuza dek süremez. Hiçbir siyah boya, güneşi tam anlamıyla örtemez. En karanlık tablolarda bile ışık bir yerlerden sızmayı başarır.

Bir gün bu ülkenin tablosu yeniden yapılacak. O zaman renkler korkudan değil, özgürlükten doğacak. Çocukların gülüşüyle açılacak beyazlar; adaletle derinleşecek maviler; dayanışmanın sıcaklığıyla çoğalacak sarılar…

Biz o gün geriye dönüp baktığımızda, bugünün karanlık tablosunun altına tek bir not düşeceğiz:
“Hayır, bunu siz yaptınız.”