İlk anda saçma bir soru gibi geldi değil mi? Gerçekten de öyle, çünkü her ikisi de yaşayabilmek adına olmazsa olmaz iki organımız. Hem de biri diğerinin alternatifi değil ki, kıyaslayıp seçme şansımız olsun.

Ancak sorumuz yalnızca onların var olması ile ilgili değil; daha çok görevleri, çalışmaları, yaptıkları işler ve sonuçları ile ilgili. Yani, olayın fiziksel boyutundan çok felsefi yönünü öne çıkardığımızda ortaya çıkan durumla ilgili. Eee hal böyle olunca da iki vazgeçilmez organımızı ifa ettikleri işlere ve takındıkları duruma göre kıyas yapabilme şansımız oluyor.

İsterseniz ilk önce bu iki organı yaptıkları işe göre kıyaslayalım. Kalbimiz daha çok işçi ve emekçiler gibidir, gece-gündüz demeden durmadan çalışır. “Yeter artık, ben yoruldum, hararet yaptım; o nedenle de biraz dinlenmek istiyorum.” deyip de şalteri indirme gibi bir hakkı yoktur. Şeytan kulağına kurşun, o çalışmayı bıraktığı anda bizim de bu dünyaya elveda deyip diğer aleme göçtüğümüzün resmidir.

Ancak, beynimiz öyle değildir; daha çok işveren özelliği taşır, yani patrondur. O nedenle de kalbe göre daha yüksek mevkilerde yani vücudun baş kısmında kendine yer edinmiştir. Ayrıca da yorulduğunu hissettiği anda “Ben dinlenmeye çekiliyorum, hadi bana eyvallah!” diyebilme hakkına sahiptir. Bize sormadan; bırakın sormayı, haber dahi vermeden tak diye durur ve bir kenara çekilip kendini kapatır. Sonra da istediği anda şalteri açıp yeniden çalışmaya başlar. O çalışmazken kalpte olduğu gibi ölmeyiz, sadece aptallaşıp saçma sapan işler yapar, sonra da “bunları ben mi yaptım?” diye şaşkın ördek gibi kendimizi ayıplarız.

Kalbimiz sosyalisttir yani eşitlikçidir; her bedende dakikada 70-80 gibi eşit hızda atar. Sana, bana, adamına göre, yandaşa, çıkarcı ya da işbirlikçiye ayrı muamele yapmaz. Beynimiz ise tam tersi kapitalist yapıdadır yani para gibidir. O nedenle de çalışma kapasitesi kişiden kişiye değişir; bazılarında harıl harıl çalışırken, bazılarında çalışmaya bile gerek duymaz. Başka beyinlerin ürettiklerini yeterli görüp onları kopyalar. Sonra da kendi eseriymiş gibi başkalarına satar.

Gelelim işin en can alıcı noktasına yani aşk konusuna. Kalbimiz duygusaldır, âşık olur, merhamet eder, affeder, sonra da yeniden sever. Deniz Gezmiş, kalbin bu özelliğini yani aşk ile ilgili yönünü anlatırken şunları söyler: “Aşk solcudur; bu nedenle de insanın sol yanını yani kalbini hedef alır. Eee, aşk bu kadar solcu iken de ondan sağ çıkmak mümkün değildir.”

Beynimiz ise gerçekçidir, her şeye mantık penceresinden bakarak hareket eder, işine gelmiyorsa yapmaz. Aşk, meşk işleri onun için hiç de gereği olmayan boş işlerdir ve kafa yormaya değmez. Beyni bir şeyi yaptırmak için zorlayamazsınız, hiçbir yerden emir ya da talimat almaz, kafasına göre takılır.

Görüldüğü gibi, beynimiz ve kalbimiz sahip oldukları pek çok özellikleri ile birbirlerinden çok farklı işlevleri olan, ilginç olan tarafı ise daha çok da birbirlerini tamamlayan, birinin eksiğini diğerinin giderdiği vazgeçilmez iki organımız. Ve biz ancak ve ancak bunların birbirleriyle uyumlu çalışması ile insan olma özelliği kazanırız.

O nedenle de ayrım yapmadan her ikisine de hak ettikleri değeri verelim ve birinin diğerine üstünlük taslamasına asla izin vermeyelim.

DÜŞÜNEN SÖZLER:

· Akıl ne kadar ilerlerse ilerlesin, kalbi asla geride bırakamaz. VOLTAİRE

· Beyinle halledilemeyen nice güç şeyler vardır ki ancak kalben çözülebilir. A. VİENT

· İyi kalpli olmak, mükemmel olmaktan daha önemlidir. H. J. BROWN

· Kalp kör olduktan sonra, gözün görmesinde pek yarar yoktur. HZ. ALİ

· Kalbin yolu güzeldir ama tehlikelidir. Beynin yolu sıradandır ama güvenlidir. OSHO

· Aşk bir kum saati gibidir; kalp dolarken beyin boşalır. J. RENARD

· Beyin bir donanımdır, herkeste vardır; akıl bir yazılımdır, herkeste yoktur. A. MİANDJİ

· Başımla gönlümü edemedim eş; / Biri yüz yaşında, biri yirmi beş. C. S. EROZAN