Anadolu'da, İç Anadolu bozkırında mart ayı dert ayıdır.

"Mart kapıdan baktırır

Kazma kürek yaktırır."

Güneş'in gülen yüzüne aldanan ağaçlar, podyumlardaki mankenlerle yarışırlar. Giyinip kuşanırlar. Her birinin kolu kanadı pür çiçek.

Badem,

Kayısı,

Kiraz..,

Bir naz, bir naz...

Mart geceleri karabasan sevindirir. Kötülüğe yataklık yapan mağaralar gibidir. Canalıcı'nın (Azrail'in) heybesi doludur;

Soğuk,

Acı yel,

Ayaz...

Bugünlerde ufku aştığında, doğduğunda deliye döner Gün.

Yaşadığı en büyük utanç; don vurmuş bahçelerin başına gelenlerden öte, emperyalist ABD' nin attığı füzelerle vurulan okuldaki 168 öğrencinin ölümüdür. İnsanın insanlıktan çıktığı o an!

Bir daha anlar ki acı, ağıt yaşatan, ucunda zamansız ölüm olan her şeyin şüphelisi, suçlusu insan.

Kılavuzu bilim olanın eğleneni, güleni çoktur. 7 ölçeğinde bir depremde bilime arkasını dönen bir ülkede 50.000 insan ölürken bilimi kılavuz alan ülkede 50 insan bile ölmez.

İnsan isterse, çiçek açan ağaçların sevinci meyveye dönüşür. Kötülüğün elinden beslenen o roketler üretilmez. Savaş için harcanacak paralar evsizler için ev, çocuklar için okul, yoksullar için et, süt olur.

Günümüze kadar gelen, Hititlerden armağan dört bin yıllık barış anıtı, XXI. yüzyılda sapık, akıl hastası, yağmacı, kindar kötülük tarafından tahrip edilmekte, yıkılmak istenmektedir.

Savaş, karanlıkla aydınlığın savaşıdır.

Emperyalizmin göz diktiği yurdumuzda XX. yüzyılın Hitit Aslanı, Hattuşa'dan aldığı barış bayrağını Ankara'da göndere çekmiş, bir kez daha barışa vurgu yapmıştır.

"Yurtta barış, dünyada barış."

Şimdi XXI. yüzyıldayız. 2026 yılının Mart ayındayız. Mart, martlığını yapacak, puşt puştluğunu. Bu yüzyılda da XX. yüzyıl kahramanın ağzından çıkan sözün gücüne sığınacağız:

"Yurtta barış, dünyada barış."