Bu 17 yıl boyunca kul hakkı yersen ne kadar büyürsen o kadar küçülürsün, anneni babanı saymazsan,kalbini incitirsen,yalan söylersen iftira atarsan,karakterin olmaz.Sana insan bile denmez, bunu öğretemedik.
Bunca suça sürüklenen, uyuşturucu batağında boğulan gençler gökten zembille inmedi. Onları bu sisteminiz yetiştirdi. Hepsi aynı tornanın tezgahından çıktı. Hepsi aynı müfredatı ezberledi. Hepsine Peygamber Efendimizin hayatı, İslamın, imanın şartları,namazların farzları, sünnetleri papağan gibi ezberletildi. Ama inandığı kutsal kitabın kapağını açıp da burda ne yazıyor,okuyun, anlayayın, ona göre yaşamınızı şekillendirin diyen olmadı.
Eğer bir sistem 17 yıl boyunca bir insana büyüğe saygı küçüğe sevgiyi,emanete hiyanet etmemeyi,en başta tabiat anaya hiyanet etmemeyi, o kalbin içine vicdan denen nesneyi koyamamışsa işte bu ezbere herşeyi bilen ama hiçbir şeyi yapamayan tipler alır yürür.
Düşünebiliyor musunuz 23 yaşındaki bu gencin yemeğini hâlâ annesi pişiriyor, çamaşırını yıkıyor, odasını toplayıp temizliyor. Adam yediği kırıntıların jelatinlerini, içtiği sigaranın izmaritlerini çöpe atmayı bile beceremiyor. Siz ona 17 yıldır hiçbir şey öğretmemişsiniz demektir.
Mesela ilk 5 yılda 40’ta 39 net çıkarmanın bir erdem olmadığını, bulduğu şeyi sahibine vermenin, eliyle koymadığını almamanın, istemeden de olsa birine zarar verince özür dilemenin erdem olduğunu öğretseydiniz…Sonraki yıllarda hayatta kalma yolları, hepiniz doktor,mühendis,hakim, savcı..olamazsınız.Otobüsü iyi kullanacak sürücüye, sokaklarımızı Beethoven'ın beste yapması gibi süpürene, soframıza gelen yoğurtun sütünü veren ineği Hollanda düzeyinde yetiştirecek çiftçiye ihtiyacımız olduğu kavratılsaydı….
Dünya ile iletişim kurmak zorunda olduğumuz bunun için de en az bir yabancı dili anadilimiz düzeyinde öğrenmemiz gerektiği kavratılıp da en az bir dil bilen gençlerimiz olsaydı. İsveç’in 10 dünya markası varsa sizin 50 markanız olurdu. Dünya alem bu markaların bağımlısı haline gelirdi. Eminim Ayfon’la yarışan 2. akıllı telefon burada olurdu. Dünyanın en az beşte biri sizin bu markanızın yeni versiyonunun yolunu gözler olurdu.
Bugün hâlâ okullarımızda tuvalet var mı yok mu,sabun var mı yok mu, okula giden çocuk aç mı tok mu tartışılıyor. Bunlar takım tutar gibi parti tutma sorunu değil. CHP’linin çocuğu okula aç gidiyorsa, AKPlinin çocuğu da aç. İşin garibi bu çocukların ana babaları da aç. Omzunuzun üstünde gezdirdiğiniz payton feneri değil. Allah onun içine iki gram da olsa beyin koymuştur. Bunların bir ulusun beka meselesi olduğunu görmüyorsan “vermeyince Mabut neylesin Sultan Mahmut” demek kalıyor.(Bu sözün de çok hoş hikayesi vardır, merak edenler Google hazretlerinden açıp okusunlar.)
23 yaşına gelmiş gencimizi kolunda altın bileziği, yani kendini iyi yetiştirdiği iyi bir mesleği, yani el becerisi, dilinde nezaketi, üyüğünü sayan, küçüğünü seven, herkese saygısı olan bir insan olarak geri alsaydık ülkemiz bu Ortadoğu denen yerin çerçöpünün toplandığı yer mi olurdu? Ortadoğu’nun yanmış yıkılmış harabelerinden hiçbir niteliği olmayan garibanlar ordusu akın akın bize gelse kucak mı açardınız? İsveç’te Norveç’te kaç tane niteliksiz mülteci var?Adamlar mülteci kabul edeceklerse eğitim almış, niteliklilerini kabul ediyor. Çünkü onlar bir ülkede beka sorunu olmaz entegre olur giderler. Bu niteliksizleri de sakın bize salmayın size şu kadar para, orada tutun diyorlar. Verdikleri para oraya gidebilecek olanların sadece gıdasına yetmez. Diğer sorunlarıyla bari uğraşmayayım diyorlar. Bizimkiler de ula bu Avrupa bu parayı bize niye veriyor diye sormuyorlar. Bayram ikramiyesine yoksul emekliye bin lira veremeyenler üst gelir grubu ülkeler arasına girdik diye bir de hava atmıyorlar mı? Üstelik mültecilere milyarlarca dolar harcadık diye övünmezler mi. Sanırsınız babalarından kalan mirası harcıyorlar.
Biz bu 17 yılı çocuklarımızın hayatta kalmaları için hiçbir işine yaramayacak bilgileri ezberleterek, ne işe yarayacağını öğretmeden kuru bilgilerle doldurarak, test havuzlarında yüzdürerek, üretken olmayan, sorgulamayı bilmeyen nesiller yetiştirerek geçirdik. Zeki ama ruhsuz, bilgili ama yeteneksiz, beceriksiz, egosu tavanda gezen gençler yetiştirmeyi marifet zannettik.
Mesela ben 70-80 arası orta-lise-üniversite hayatımda bir öğretmenin “Bak evladım insanlarla iletişim kurmak bir dili iyi bilmekle oluyor. Bir yabancı dil ülkenin dışa açılan penceresidir. Bunu iyi öğrenirseniz sadece ülkemizde değil başka ülkelerde de hayatınızı kazanabilirsiniz” dediğine, bunun gerekliliğini kavratarak öğretmeye çalıştığına şahit olmadım. Hep kopya ile 4.5’tan 5 neme yetmiyor mantığıyla sınıf geçtim. Düzey ne A ne B ne de C .seviye…What is this? İts a pencil…Orta 1 düzeyi.
Bu seviyede Öğretmen oldum.Ana branşım Türkçe, ama 12 saat de bana İngilizce dersi vermezler mi. Ben bu seviye ile orta 1, 2, 3 İngilizce derslerine girdim. Sene 82 ihtilal zamanı. Şereflikoçhisar’da Çıkınağıl diye bir beldede ilk görevimdeyim. Mart ayının 27’sinde orada başladım. Kaymakam bey derslere denetlemeye gelmez mi? Modaydı. Askeri yönetim devletin ağırlığını hissettirmek için yapıyordu benim kanaatim.
Nisan ayının ilk haftasında, yani 15 gün daha olmamıştı.Kapı açıldı. İlçe Kaymakamı önde Milli Eğitim Müdürü arkada derse girdiler. Ders İngilizce. Kaymakam bey sınıfı teftiş etti. Çocukları kaldırıyor.”What is your name ?” diyor. Zavallı kızım uzaylı birisine bakar gibi kaymakama bakıp yutkunup duruyor.
Birden Rahmetli Yılmaz Güney'in Umut filmindeki kızı canlanıyor gözümde. Yoksul kırık dökük faytoncu Cabbar’ın ayaklarında kara lastik, kara önlük içindeki Cemile’si. Cemile’ye de komisyon üyesi aynı soruyu sormuştu.Cemile sanki o film karesinden çıkmış da bizim sınıfa gelmişti.(Bu filmi izlemeyenler varsa lütfen izlesin) ..
Kaymakam bir başka Cemile’yi kaldırıyor. “How old are you?” diyor..Bu Cemile’den de cevap alamıyor. Kaymakam bana “Hocam bunlara hiç İngilizce öğretemediniz mi?” diye soruyor. Milli Eğitim Müdürü, kaymakam sınıfı teftiş ederken hafiften bana eğilip kaymakam bey diye fısıldamıştı.
“S..tir git.Devlet olarak bu çocuklar adam gibi İngilizce öğretmeni verebildin mi de hesabını benden soruyorsun?” içimden diyorum.
“Efendim ben 15 günlük stajyer Türkçe Öğretmeniyim.İngilizce derslerini de yabancı dilim ingilizce diye bana verdiler. Benden önce de ilkokuldan öğretmen arkadaşlar giriyormuş” diyebiliyorum. Bir anlamış “haaa “sı çekiyor ve “inşallah gelecek teftişte öğrenmiş olurlar” deyip çıkıp gidiyor.
Dert çokkkk derman yok. Şurası unutulmamalı ki duvara asılı diploma sahibi yetenekleri gelişmemiş ve beceriksizse, o diploma sadece bir duvar süsüdür. Yani kuru bir çiçek de assanız onun yerine daha güzel görünür.
Ancak gençlere verilen ahlâk ,yetenek ve karakter o ülkenin geleceğini inşa eder. Üst gelir ülkeler seviyesine yükselmek öyle ekonomi bakanının demesiyle olmuyor.
“Almanya bizi kıskanıyor” masallarıyla da olmuyor. Norveç’te hükümet topladığı gelir fazlasını halka geri dağıtmak istedi. Halk biz istemeyiz, devlette kalsın belki ilerde ihtiyacımız olur dedi. Üst gelir seviyesi böyle icraatla oluyor. Kuru hamasetle olmuyor.
Sizin emekliniz de bayram ikramiyesine bin liracık dileniyor ama üst gelir seviyesinin ekonomi bakanından tık yok. Bari seçtiğiniz trafik cezalarından verseydiniz.. Emekliler çay ocağında içtiği çayın parasını kim verecek diye birbirinin gözüne bakmazdı.