Türkiye Büyük Millet Meclisi’nin şafağında "Egemenlik kayıtsız şartsız milletindir." yazıyor.
Egemenlik (hakimiyet) ne demektir?
"Bir toprak parçası veya mekan üzerindeki kural koyma gücü veya hukuk yaratma kudretidir. Bu bir devletin kendi ülkesi veya vatandaşları üzerindeki yetkilerinin tümünü ifade eder. Egemenlik milletin ve devletin bağımsız kararlar alarak ülkesinin içinde hakim olma hakkını da kapsar. " (Google)
1923'te Cumhuriyet kuruldu. Ama var olan bir devletten evrilerek kurulmadı. Yıkılan bir imparatorluğun bir bölgesinde -Misak-ı Milli sınırları içinde- başka bir rejimi tanımlayan bir devlet kuruldu. Mutlakiyetten Meşrutiyet'e geçmek gibi bir rejim değişikliği değildir bu. Cumhuriyet, Anadolu'da bilinmeyen, yeni tanınan bir değerdir. Bir devrim hareketidir.
Cumhuriyet devrimiyle egemenlik halka geçti. Halk, egemenliği doğrudan kullanamadığı için yetkiyi TBMM'ye verdi.
Bu yeni devlet kurulduğunda yetkinin kimin ya da kimlerin elinden alındığını şöyle anlatıyor Atatürk:
"Efendiler, (...) tarihimizin ulusumuza tanıdığı bu büyük hakkı, ulus egemenliği hakkını, eski taçlılarımız ellerine geçirerek kendilerine mal etmişler ve Türk ulusu bütün bir tarih içinde uzun yıllar, Firavunların piramitlerine kırbaç vuruşları altında taş çeken tutsaklardan daha mutsuz bir yaşam geçirmiştir. Bugün Ulus, bu hakkını yeniden geri almış bulunuyor. (...) " (s. 520, Hasan İzzettin Dinamo, Kutsal Barış, cilt 1, Tekin Yayınevi 2010)
Aradan yüz yıldan fazla bir zaman geçti. Bundan yetmiş beş yıl önce, 1950'lerde Cumhuriyet, demokrasiyle taçlandırıldı.
Atatürk döneminde çok büyük, çok başarılı işler yapıldıysa da yine Atatürk'ün yapılmasını çok istediği toprak reformu yapılamadı. Ağalığın ateşi söndürülemedi. Tarikatlar örümcek ağı gibi sardı tüm yurdu. Çağdaş dünyadan uzaklaşıldı. Hurafe, kılavuz oldu.
Kamyonların, binaların, salonların şafağına yazı yazmayı severiz. TBMM'nin salonunda olduğu gibi Ankara Dil ve Tarih-Coğrafya Fakültesi'nin şafağında da:
"Hayatta en hakiki mürşit ilimdir. K. Atatürk" yazıyor.
Fakültenin karşısındaki adliye binasının şafağında ise
"Ankara Adalet Sarayı" yazısı var.
Bu söylemler göze, kulağa hoş gelse de halkın derdine merhem olmuyor.
Olmaz elbet!
Sarayın olduğu yerde adalet olmaz, bu bir!
Çalışanların yarısından fazlası açlık sınırının altında yaşayan bir ülkede millet egemenliğinden söz edilemez, bu iki!
Mürşidimiz ilim(bilim) olsaydı, dünyada parmakla gösterilen ülke olurduk, bu da üç!