Türk Devrimi, Osmanlı İmparatorluğu'nun son döneminde kapitülasyonlar, dış borçlar ve yabancı denetim mekanizmaları nedeniyle yarı sömürge niteliği kazanmış bir yapıya karşı verilen ekonomik ve siyasi bağımsızlık mücadelesi olarak değerlendirilebilir. Nüfusun büyük bölümünü oluşturan yoksul köylülüğün ve ulusal burjuvazinin öncülüğünde yürütülen bu süreç, yalnızca yeni bir devlet kurmayı değil, aynı zamanda ekonomik egemenliği yeniden kazanmayı da hedeflemiştir.

Cumhuriyet'in ilanıyla birlikte ulusal egemenlik temelinde yeni bir devlet inşa edilmiş, özellikle 1930'lu yıllarda uygulanan devletçilik politikaları doğrultusunda ekonomik bağımsızlığı güçlendirmeye yönelik önemli adımlar atılmıştır. Birinci ve İkinci Sanayi Planları kapsamında tekstil, demir-çelik, kâğıt ve kimya sanayilerinde yatırımlar gerçekleştirilmiş; Kayseri Bez Fabrikası, Nazilli Basma Fabrikası ve Karabük Demir-Çelik Fabrikası gibi tesisler kurulmuştur. Bu dönemde sanayileşme hız kazanmış, ithalata bağımlılığı azaltmayı amaçlayan bir kalkınma modeli benimsenmiştir.

Ancak İkinci Dünya Savaşı sonrasında şekillenen uluslararası dengeler içinde Türkiye'nin Batı blokuna yönelmesiyle ekonomik politikalarında önemli değişiklikler yaşanmıştır. Özellikle 1947 sonrasında alınan dış yardımlar, Marshall Planı kapsamındaki destekler ve yabancı sermayeye açılma politikaları, devlet öncülüğündeki sanayileşme modelinin yerini giderek daha liberal bir ekonomik anlayışa bırakmasına neden olmuştur.

Bu gelişmeler, bazı tarihçiler ve iktisatçılar tarafından Cumhuriyet'in kuruluş yıllarında hedeflenen bağımsız kalkınma stratejisinden uzaklaşma olarak değerlendirilmektedir. Buna karşılık farklı görüşler, Türkiye'nin uluslararası ekonomik sisteme entegrasyonunun sanayileşme ve büyüme açısından belirli avantajlar sağladığını savunmaktadır. Dolayısıyla söz konusu dönüşümün sonuçları akademik çevrelerde hâlen tartışma konusudur.

Günümüzde Türkiye siyasi bağımsızlığını koruyan egemen bir devlet olmakla birlikte, dış finansman ihtiyacı, yüksek dış borç stoku, uluslararası sermaye hareketlerine duyarlılık ve küresel ekonomik merkezlerin etkileri nedeniyle ekonomik bağımsızlık tartışmalarının odağında yer almaktadır. Bu nedenle bazı araştırmacılar Türkiye'yi "bağımlı kapitalist ülke" veya "yarı sömürgeleşme eğilimleri gösteren ekonomi" olarak tanımlarken, bazıları ise bu değerlendirmelerin aşırı genelleştirici olduğunu ileri sürmektedir.

Bütün bu tartışmalar ışığında, Türk Devrimi'nin temel hedeflerinden biri olan ekonomik bağımsızlık meselesinin güncelliğini koruduğu söylenebilir. Aradan geçen bir asra rağmen, ulusal kalkınmanın hangi ekonomik modelle ve hangi ölçüde dışa bağımlı olmadan sürdürülebileceği sorusu Türkiye'nin temel meselelerinden biri olmaya devam etmektedir.