Bilgi ne gerçeğin hammaddesidir, ne de sadece bir silah.

Bu yanılgıyla yaşıyoruz. Ve bu yanılgı, her geçen gün biraz daha sarıyor etrafımızı.

Ülkede, gündelik hayatın her kıvrımında, bizi sessizce uçuruma sürükleyen yeni bir bilgi ağı örülüyor. Bu ağ, yalanla dokunmuş, kasıtlıyla beslenmiş; farkında olmadan nefes aldığımız havaya karışıyor. Artık bir varoluş krizinin eşiğinde değil, tam ortasında duruyoruz.

İnsanlık, son yüz bin yılda kitaplarla düşünceyi yaymayı, internetle sonsuzluğa erişmeyi ve nihayet algoritmaların gizli dilini çözmeyi başardı. Muazzam bir güçtü bu. Ama aynı güç, ellerimizde bir aynaya dönüştü; bize kendi çarpık suretimizi gösterdi.

Yalan yanlış bilgilerle birbirimize düşman kıldı bizi. Oysa en yakınımızdaki yıkımı, kendi ülkemizin son yüzyılında yaşanan bilgi akışının bizi hangi yola sürüklediğini sorgulamaktan imtina ettik.

Asırlar önce matbaanın sesine kulak tıkayan atalarımız vardı. Bugün ise onların hayranlıkla andığı torunlar olarak, elimizdeki ekranlara gömülüp okumadan, anlamadan, araştırmadan geçip gidiyoruz.

Kitle iletişim araçlarının ve internetin coşkun selinde, popülizmin yeniden canlandığına tanıklık ediyoruz. Üstelik onu sadece izlemiyor, kendi ellerimizle iktidar koltuklarına taşıyoruz.

Sorgulamamız gereken çok şey var: Bilgiyle gerçek arasındaki ince çizgiyi, bürokrasinin mitolojiyle kurduğu tehlikeli ittifakı, bilgeliğin otorite karşısındaki çaresizliğini. Ama ne yazık ki ortada ne ölçülebilir bir kıstas var, ne de bu kıstası benimseyecek bir irade. Bugünü bir yana bırakalım; yarınımızı zehirleyecek bilgiler, medyanın gövdesinde, bürokrasinin gölgesinde ve devlet gücünün ardında pervasızca yayılıyor.

Tarihin arşivleri bu oyunu saklamaz. Roma İmparatorluğu bilgiyi nasıl bir ihtişam aracı yaptıysa, Katolik Kilisesi nasıl bir itaat prangasına dönüştürdüyse, Sovyetler Birliği nasıl bir ideoloji kalkanı olarak kullandıysa, bugün de aynı sahne yeniden kuruluyor. İyi ya da kötü değil; mesele hedefe ulaşmak. Ve hedef uğruna bilgi her zaman araçsallaştırıldı.

Oysa unuttuğumuz tek şey, bilginin kendisidir.

Onu kontrol etmeyi öğrendik, ama sorgulamayı unuttuk.

Geçmişin büyük güçleri bu hatayı yaptı, şimdi sıra bize geldi.

Ve hâlâ, bu hatayı fark edecek ölçütleri kullanmıyoruz. Çünkü belki de en büyük yalan, ölçütlere ihtiyacımız olmadığıdır.