Her yıl ağustos ortalarında Hacı Bektaş Veli, Hacı Bektaş ilçesi, Aleviler haberlere, haber programlarına, gazete köşelerine çokça konu olur.

Egemenlik alanında üretimi denetleyen, toplayan, dağıtan en güçlü örgütlenme devlettir.

Anadolu Aleviliği, Anadolu'ya özgü özgün bir inancın adıdır. İnanç harcamalarında eli açık olan devlet, Alevilere karşı cimridir. Aleviler de zaten bu konuda devlete yük olmaz, yük olmak da istemez.

Devlet, Alevilerin inançsal taleplerinde kesenin ağzını büzerken, siyasete, siyaset getirisine göz kırpan inanç önderi kılıklı Dedeleri, Babaları, Anaları da kendi yanına çeker, büzdüğü kesenin ağzını onlar için gevşetir.

Alevilik adına siyasete, siyaset getirisine göz kırpanlar özellikle Alevi dünyasında ibretle izlenir.

Alevilerde inanç insanının geçimliğini ondan hizmet alanlar karşılar. Din, inanç insanı devletten, sivil toplum kuruluşlarından maaş almaz. Alırsa din, inanç insanı olmaz.

Ayhan Aydın Facebook'ta 17 Ağustos 2026 tarihli paylaşımında diyor ki:

" (...) Devletin, belediyelerin, partilerin yani kamunun, halkın paralarıyla türbelere, etkinliklere, Hacıbektaş'a para vermeden ama bir turist gibi gidip otellerde kalıp yiyip içenler biraz düşünün. Kul hakkı yemiş olmuyor musunuz? Varsa vicdanınız, Alevi iseniz, Bektaşi iseniz bunu bir sorgulayın bakalım. Hangi yüzünüzü göreceksiniz? "

Bu çok yüzlü insanlar aslında her inançta vardır. Diyanet kurumunda da har vurup harman savuran bu tip insan az değildir.

Hattilerin, Hititlerin, Luvilerin, Troyalıların izlerini, inanç renklerini dağa taşa taşıyan, kayalara resmeden insan, XIII. Yüzyılda Anadolu'nun orta yerinde Bilge Kağan'ın sesiyle seslenen Hacı Bektaş Veli'yi serçeşme olarak gördü. Serçeşme'den su içenler Antalya'da, Eskişehir'de, orda burada, Balkanlarda kurdukları tekkelerde (okullarda) , Ahi teşkilatlarında yaşam alanları buldular.

Avrupa Engizisyon karanlığında debelenirken, Anadolu, en güneşli dönemini yaşadı.

Yetmiş iki millete bir göz ile bakan insanlık, paylaşım sırasında da insanlığını gösterdi.

"Yarin yanağından gayrı her şeyde hep beraber." söylemi koroya dönüştü.

Paylaşımdan daha çok pay almak için, tacını tahtını korumak için kendi çocuklarını, kardeşlerini boğduran egemenler, yaşadıkları haksızlıklara karşı ayaklanan canlara da aydınlık Anadolu toprağını dar ettiler. İdris-i Bitlisiler, Kuyucu Muratlar, Şeyhülislam Ebu Suut Efendiler eliyle yapılmadık kötülük kalmadı. II. Mahmut, hızını alamadı, inanç ocaklarını kapattı, çoğu ocak dedelerini astırdı.

XX. Yüzyılda Cumhuriyet, Anadolu insanının taşıdığı kulluk kimliğini yırttı, yurttaş kimliği armağan etti.

Aç gözlü, yağmacı kötülük, Kerbela'da Fırat'ın suyunu kuruttuğu gibi Serçeşme'nin suyunu da kurutmak ister.

Anadolu'nun gökkuşağı renklerini orman yangınlarının isinde kirletmek ister.

Dede Murat Yıldız da Facebook sayfasında yaşamın olağan akışı içinde süregelen yerleşik içtihada dikkat çekiyor: "Hacı Bektaş Kültür Turizm ve Yardım Derneği'nin öncülüğünde halkın katılımı ile 1964 yılından bu yana her ağustos ayı ortasında Hacıbektaş'ta şenlikler yapılıyor." diyor.

Büyük İskender'le Diyojen'in diyaloğu bugün için de gerçekliğini koruyor. Devlet erkini elinde bulunduranlar, onların Alevi'yim diyen yanaşmaları Serçeşme'nin suyunu bulandırmasınlar yeter.

Barış içinde yaşadığımız sürece her çeşme, Serçeşme ferahlığı yaşatacaktır.

Zeynal G†L Fot-1