Meslektaşlarım, arkadaşlarım, dost-akraba ve yakından tanıdıklarımın ardından hiç yazı yazmadım desem yeridir.
Aramızdan ayrılışların, duyduğum acıyı azaltmayacağına inanıyor olmalıyım diye düşündüm sanırım.
Tabii ki yanlış bir yaklaşım…
Oysa yazmalı, yazılmalı…
Gideni anmalı, anılmalı…
Gazeteci dostum, 3. Basın Sitesinden komşum Taylan Erten’i Dünya Gazetesi’nde çalışırken tanıdım.
Hürriyet’in yıllar yılı Genel Yayın Müdürü olan rahmetli Nezih Demirkent’in, vefatına kadar sahipliğini yaptığı Dünya Gazetesi’nin Ankara Sorumlusu iken tanıdım.
Öncesini hiç bilmem.
Bir ara benim de Dünya Gazetesi’nde Ankara Notları yazdığım kısa bir dönemde, daha yakın arkadaşlığımız oldu ve bu giderek güçlendi.
Üstelik Üçüncü Basın Sitesi sakinleri olarak da dostluğumuz zaten pekişmişti.
Gazeteci Eşi Seva ile tanışıklığımız ise 1965’li yıllara uzanır.
Kızları Eylül’ün dünyaya gelişini dün gibi hatırlarız. Ailece görüşürdük.
Komşu ve yakın arkadaşlar olarak hep birlikte çocuklarımızı büyütürken, yaşam mücadelesinde olabildiği kadar görüşmeye çalıştık.
Çok çok okuyan, çok çalışkan ve çok üretken meslektaşım ve arkadaşımdı Taylan…
Görüşmelerimizde hem meslekle ilgili ve hem de 3. Basın Sitesi sorunları yanında cemiyetçilik üzerine kafa yorardık…
Bundan 7 yıl önce rahmetli ortak dostumuz İsmail Bayer’in önerisi ve örgütlemesi (!) sonucu ünlü Göksu Restoran’ın Kızılay’daki mekanında akşam yemeğinde buluşmuştuk.
Gazeteci Vecdi Sevük (Cumhuriyet Gazetesi), Çalışma ve Sosyal Güvenlik Bakanlığı eski genel müdür ve bürokratlarından İsmail Bayer, dil uzmanı ve gazeteci dostumuz Attila Aşut ile aynı masada-yemekte buluşulursa ne yapılır?
Tabii her her zaman olduğu gibi “Ülkeyi kurtarma” formüllerini (!) tartıştık, bol bol da iktidarların yanlış ve “yamuk”luklarını masaya yatırdık…
Hemen her gün site bahçesinde karşılaşırdık…
Ya eşi ile birlikte alış-veriş fasıllarında, arabalarına binerken…
Ya da tek başına sakin ve kısa adımlarıyla site bahçesinde yürürken…
Her karşılaştığımızda “Hayat nasıl gidiyor Sezo?” diye sorardı…
Ve ardından: “Sezo bir ara buluşsak” sözünü ettiğinde “Tabii ya, çok ara verdik” derdik ama o söz hep aynı yerde kalırdı.
Hayatın bir başka gerçek yanı olsa gerek…
Pazar günü…
Site’ye yakın ambulans sireni duyduğumuzda her zaman kalbimiz nasıl çarparsa, Pazar günü de “Eyvahhh… Yine mi?…” duygusunu yaşadık desem yeri…
Bir gün önce, evine doğru sakin ve yavaş adımları ile yürürken balkondan izlediğim dostum ve arkadaşımın 24 saat geçmeden bizlere veda edeceğini aklımın ucundan dahi geçiremezdim.
Bu kez “Olmamalıydı be dostum, olmamalıydı” diye içimden geçirdim sessizce…
O da sessizce ayrılmıştı.
Dostumuz, komşumuz ve arkadaşımız Taylan…