"Vicdanın olmadığı yerde kanun büyür; kanunun yetişemediği yerde korku."
Bu kadim söz, toprağın rengini değiştiren bir tufanın, zamanın ruhunu esir alan sessizliğin özeti gibidir. Vicdanın sesini kısmak, insanın içindeki pusulayı kırmak demektir. Pusulasını yitirmiş bir toplumda ise geriye yalnızca kâğıt üstünde büyüyen, hacmi genişleyen ama ruhu kuruyan kanun yığınları kalır.
Ve ne zaman ki bu kanunlar da adaletsizliğin çarkları arasında ezilip mazlumun sesine yetişemez olur, işte o vakit iktidarların en sadık müttefiki sahneye çıkar: Korku.
Bugün bu ülkenin sokaklarında, evlerinde, gecenin en kör karanlığında yaşananlar, tam da bu çarkın mekaniğini gözler önüne seriyor.
İnsanlar, birer ikişer, her gece başka bir bahane ve gerekçeyle kapı eşiklerinde uyarılıyor.
Yıllar önce var olan, o günlerde de göz önünde duran, fakat denetlenmeyen ya da bilerek denetlenmek istenmeyen meseleler; bugün aynı iktidarın, aynı zihniyetin ve aynı yönetim erkinin ellerinde yeniden hortlatılıyor.
Dün göz yumulanlar, bugün birer kılıç gibi başlar üzerinde sallandırılıyor.
Hakkında tek bir iddianame bile düzenlenmemiş, suçun ve suçlunun tanımı meçhule bürünmüş nice insan, gecenin karanlığında hapse atılıyor.
Kanunlar, evrensel hukuk normları ve anayasanın temel ilkeleri aslında açıkça "buna cevaz vermiyor." Fakat mesele zaten kanuna uymak değil; kanunu eğip bükerek bir iktidar aracına dönüştürmek.
İşte bu noktada, derinlerde işleyen o kurnaz ve hin düşünce kendini ele veriyor:
“Bize kanunları ve anayasayı yeniden yazma hakkı verin, biz de sizi bu kaostan, bu tehditlerden arındıralım.”
Bu, dünden bugüne ustalıkla örülen bir kuşatma stratejisidir.
Önce kendi elleriyle yarattıkları güvensizlik iklimiyle toplumu nefessiz bırakırlar; sonra da "kurtarıcı" maskesiyle gelip, "Bize sınırsız yetki verin, kuralları biz koyalım" derler.
Devlet yönetimi ve kudretli eller, adaletle ve hukukla bağdaşmayan amaçlar uğruna birer maşa olarak kullanılır. Amaç, toplumu korumak değil; korkunun kalıcılığını tescil etmek, hukuku ve vicdanı birer rehin gibi elinde tutmaktır.
Ancak unutulmamalıdır ki; vicdanı susturarak büyütülen kanunlar, bir gün adaletin kılıcından öte, onu yaratanların ellerini keser.
Korku üzerine kurulan hiçbir düzen ebedi değildir.
Toplumlar susar gibi görünür, geceler uzun ve soğuk geçer; lakin tarihin akışı, hakikatin üstüne çekilen perdeleri yırtacak gücü her zaman içinden çıkarır.