Yüzölçümü 916.445 km2, nüfusu 2025 yılına göre 28 milyon, resmi dili ve milli marşı İspanyolca olan ve başkanlık sistemi ile yönetilen bir Federal Cumhuriyet’tir.

Yani alan olarak Türkiye’den büyük, nüfus olarak Türkiye’nin üçte biri kadar olan bir ülkedir.

Ve İspanyolların sömürgeci olarak, Güney Amerika'da sürekli yerleşim yerlerinden olan ilk Latin Amerika ülkesidir.

Ve de 1522-1821 yıllarında İspanya’nın sömürgesidir.

İspanya sömürgeciliğine karşı, başarısız ayaklanmalar olmuştur ama sonunda bağımsızlığını, ünlü devrimci Simón Bolívar önderliğinde 1821'de kazanmıştır.

Simon Bolivar (1783 – 1830) yıllarında yaşamış, Latin Amerika’daki sömürgeciliğe karşı mücadele etmiş, Latin Amerika’nın Mustafa Kemal’i diyebileceğimiz Venezuelalı bir devrimcidir.

Venezuela, bağımsızlığının ilk yıllarında şimdiki Kolombiya, Panama ve Ekvador'la birlikte kurulan Büyük Kolombiya'nın bir parçası iken, 1830'da ayrılarak tam bağımsız bir ülke olmuştur.

Ve daha da önemlisi Venezuela, Latin Amerika’da Bolivarcı Latin Amerika milliyetçiliğinin doğum yeri olmuştur.

Ama İspanyol egemenliğine karşı Simon Bolivar’ın liderliğinde bağımsızlığını kazanan Venezuela, ABD’nin yayılma hırsına direnememiş, 1895’ten itibaren ABD hegemonyası altına girmiştir.

***

Venezuela, dünya petrol rezervlerinde 1’inci sırada (yani dünya petrol rezervinin beşte biri), doğalgaz rezervlerinde 9’uncu sırada olan bir ülkedir.

Ne yazık ki, bir darbe ile iktidara gelen ve 1935’e kadar yönetimde kalan General Gomez, Venezuela’nın zengin petrol yataklarını ABD petrol şirketlerine peşkeş çekmiş, Venezuela petrolünün % 98’i, 1935’den itibaren ABD petrol şirketlerinin eline geçmiştir.

1976’dan itibaren ise Venezüela, Exxon ve Mobil gibi ABD’li şirketlerin başını çektiği yüzlerce yabancı firmanın işlettiği petrol sahaları millileştirmiş, petrolü yabancı şirketlerin elinden almıştır.

İşte bu nedenle ABD Başkanı Trump, 18 Aralık 2025’te yaptığı bir açıklamada:

Tüm enerji haklarımızı elimizden aldılar demişti.

Tüm petrolümüzü yasa dışı olarak elimizden aldılardemişti.

***

Ama ABD’nin, Venezuela petrolüne sahiplenme hırsı sönmemiştir.

Nitekim Eylül 2025’ten bu yana, uyuşturucu kaçakçılığıyla mücadele bahanesiyle ABD yönetimi, Venezuela’ya karşı yeni bir saldırı başlatmıştı.

Ve bu saldırı, uyuşturucu taşıdığından şüphelenilen gemilere yönelik saldırılardan, petrol tankerlerinin kaçırılmasına ve de şimdiye kadar görülen en büyük deniz ve hava ablukasına kadar uzanır olmuştu.

Son bir aydır da Venezuela Cumhuriyeti, ABD ordusu tarafından kuşatıldı. Nükleer denizaltıyla, savaş gemileriyle, bombardıman uçaklarıyla ve uçak gemisiyle...

Nedenine ise “uyuşturucuya karşı mücadele” denildi.

Oysaki asıl amaç, Maduro hükümetini devirmek ve ülkenin petrolünü ve diğer kaynaklarını emperyalizme teslim edecek kukla bir hükümet kurmaktı.

Sonuçta 3 Ocak 2026 sabahı, ABD birlikleri Venezuela topraklarına saldırdı. Askeri ve çeşitli stratejik noktalar bombalandı. Venezuela Başkanı Maduro ve eşi ABD’ye kaçırıldı.

Ve ABD Başkanı Trump:

Orada kalıcı olacağız dedi.

Venezuela’yı biz yöneteceğizdedi.

Venezuela petrolünü biz satacağız dedi.

Ayrıca ABD Dışişleri Bakanı, “Artık yarıküremizde böyle bir ülke var olmayacak dedi. Küba’yı da tehdit ederek Bence başları büyük beladadedi.

***

Aslında 1776’da kurulan ABD, arka bahçesi olarak gördüğü Latin Amerika ülkelerinde, 2’inci Dünya Savaşı’ndan sonra ya darbeler düzenlemiş ya da darbeleri büyük ölçüde desteklemiştir.

Küba, Guatemala, El Salvador, Honduras, Nikaragua, Panama, Haiti, Peru, Dominik, Venezuela, Bolivya, Paraguay, Brezilya, Şili, Arjantin, Uruguay Amerikancı darbeleri yaşamıştır.

Daha da genel ifade edilirse ABD, Soğuk Savaş döneminden itibaren, petrol zengini veya ABD karşıtı ülkeleri, darbelerle kendi çıkarına göre şekillendirmeyi bir “dış politika” ilkesi olarak belirlemiştir.

1953’te İran’da Muhammed Musaddık, 1954’te Guatemala’da J. Arbenz Guzman, 1965’te Endonezya’da Ahmet Sukarno, 1973’te Şili’de Salvador Allende Amerikancı darbeler sonunda devrilmiştir. Ve Türkiye’de yapılan darbeler, müdahaleler

Nitekim ABD'nin Ankara Büyükelçisi ve Suriye Özel Temsilcisi Tom Barrack, 1946 sonrasında ABD'nin müdahil olduğu her durumda yaklaşık 93 darbe veya rejim değişikliği yaşandığını itiraf etmiştir.

Bu darbe ya da müdahalelere BM tarafından yeterli bir tepki gösterilmediği gibi Venezuela olayına da gerekli etkin bir tepki gösterilmemiştir.

İşin daha da acısı, dünya ülkelerinden de etkili bir tepki gösterilmemiştir.