Ülkemizde artık aç olan insanlar değil, sadece rakamlar.
İstatistikler tok, tablolar neşeli, grafikler iyimser…
Bir tek vatandaşın midesi boş, cebi delik; umudu ise emekli ikramiyesi gibi eriyip gitmiş durumda.
Devlet aygıtı, bileği güçlü olana yaslanıp zayıfın ensesine basıyor. Bu yeni bir durum değil, sadece artık daha pervasız. Eskiden buna “acı reçete” denirdi, şimdi “normalleşme” diyorlar. Reçete acı, hasta baygın ama doktor hâlinden memnun.
İşçi sabahın köründe servise binerken uykulu, memur mesaiye girerken hâlâ borçlu, emekli ise zaten uyanık… Çünkü uykuda bile geçim derdi görüyor. Üçü de aynı kaderin farklı vardiyalarında çalışıyor: Enflasyona ezilme vardiyası.
Ama merak etmeyin, yetkililere göre ortada ezilme falan yok.
Zira eziliyor olsak, tablo bunu söylerdi.
Tablo yalan söylemez. Yalanı insan söyler.
TÜİK’in rakamlarına bakınca insanın içi ferahlıyor. Marketten çıkınca değil ama tabloya bakınca… Orada hayat güzel. Orada yağ ucuz, ekmek makul, kiralar neredeyse romantik. İnsan TÜİK verilerine bakarak kahvaltı edebilir; o kadar besleyici ki sorma gitsin.
Bir de meşhur enflasyon sepeti var… İçinde neler yok ki?
Vatandaşın alamadığı ama istatistiğin çok sevdiği her şey mevcut.
O sepette fileto var, halkta ise poşet.
TÜİK enflasyonu açıklıyor, maaş zammı da peşinden geliyor.
Sonra vatandaş çarşıya çıkıyor ve kendi enflasyonunu yaşıyor.
İki ayrı ülke gibi:
Biri tabloda, diğeri mutfakta.
Bir de ENAG var… Akademisyenlerden oluşuyor; yani rakamları süslemekle pek işleri yok. Onlar hesaplayınca işin rengi değişiyor. Rakamlar birden kilo alıyor, enflasyon şişiyor, gerçekler gün gibi ortaya çıkıyor.
O zaman anlıyorsun ki:
Aslında ezilen sensin.
Ama sana hep “ezilmiyorsun” deniyor.
Aradaki fark basit:
TÜİK’in rakamları makyajlı,
ENAG’ın rakamları aynaya bakmış.
Maaşlara zam açıklanıyor. Oranlar okunuyor. İnsan bir an duruyor.
“Acaba şaka mı?” diye soruyor.
Ama değilmiş…
İşçiye, memura, emekliye yapılan zam; enflasyonun dörtte biri, mutfaktaki yangının külleri kadar. Zam geliyor ama maaşa değil, borca yarıyor. Sözde maaş artıyor, gerçekte alım gücü eriyor. Matematik burada başka türlü işliyor.
Bir de utanmadan deniyor ki:
“Kimseyi enflasyona ezdirmedik.”
İster ye, ister yanında yat.
Doğru…
Ezmediniz.
Silindirle geçip kül ufak ettiniz.
Peki bu feryatlar neden duyulmuyor biliyor musunuz?
Çünkü sandığın gelmesine daha çok var.
Sandık uzakta olunca kulaklar da tatile çıkıyor.
Milyonlar haykırıyor ama ses, iktidarın camlarından içeri bir türlü girmiyor. Çünkü o camlar çift cam, hem de kalın: biri TÜİK, diğeri “istikrar”.
Ve yine dönüp dolaşıp o acı gerçeğe geliyoruz.
Bu düzen, bu adaletsizlik, bu çarpık tablo…
Hiçbiri gökten inmedi.
Evet, seni ezdiler.
Evet, yoksullaştırdılar.
Evet, rakamlarla kandırdılar.
Ama yine de sormadan edemiyor insan:
Bu düzen kaç seçimdir sürüyor kardeş?
Nâzım’ın dediği gibi, dilimiz varmıyor ama gerçek orada duruyor:
“Kabahatin çoğu senin canım kardeşim.”
Çünkü sen ezilirken susuyordun,
Rakamlar konuşuyordu.