Bir coşku var içimde bugün, kıpır kıpır

Uzak çok uzak bir yerleri özlüyorum

Gözlerim parke parke taş duvarlarda

Açılıyor hayal pencerelerim

Hafif bir rüzgar gibi, süzülüyorum

Kekik kokulu koyaklardan aşarak

Güvercinler ülkesinde dolaşıyor

Bir çeşme başı arıyorum

Yarpuzlar arasında kendimi bırakıp

Mis gibi nane kokuları arasında

Ruhumu dinlemek istiyorum

Zikre dalmış her şey

Güne gülümserken papatyalar

Dualar gibi yükselir ümitlerim

Güneşle kol kola kırlarda koşarak

Siz peygamber çiçekleri toplarken

Ben çeşme başında uzanmak istiyorum

Huzur dolu içimde

Ben sonsuzluğu düşünüyorum

Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum

Durun kapanmayın pencerelerim

Güneşimi kapatmayın

Beton çok soğuk, üşüyorum..

Sen gittiğinden bu yana üşüyoruz Reis…

Yokluğunu her geçen yıl daha derinden hissediyoruz. Çünkü sen sadece bir siyasi lider değil; bir duruş, bir ahlak, bir dava şuuru, bir millet sevdasıydın. Ardından geçen zaman seni unutturmadı, aksine yokluğunu daha da belirgin hale getirdi.

Zor zamanlardan geçiyoruz. Böyle dönemlerde milletler; sözüne güvenilen, duruşu net, menfaat karşısında eğilmeyen liderleri daha çok arar. İşte sen böyle zamanların lideriydin. Milletin adamıydın. Siyasetçi olmanın ötesinde bir dava ve gönül insanıydın. Anadolu insanının devlet kapısında adam yerine konmasının mücadelesini veren, bu toprağın bağrına düşmüş tertemiz bir tohumdun.

Gücünü milletten aldın, umudunu millete bağladın. İnancın güçlü, tevekkülün derin, duruşun dimdikti. Hiçbir çıkar gözetmeden millet aşkıyla yürüdün. Yalan söylemedin, eğilip bükülmedin, politikanın fırıldaklarına kapılmadın. İhtirasların olmadı, nefsine yenilmedin. Kimseye iftira atmadın, kin tutmadın, kaos peşinde koşmadın. İç ve dış karanlık odaklara teslim olmadın; egemen güçlere, çıkar çevrelerine boyun eğmedin.

Hep dik durdun, düz yaşadın. Çizgini bozmadın, istikametinden sapmadın. İnandığın değerlere bağlı kaldın. Kendin için değil, milletin için yaşadın. Ömrünü, hayatını verdiğin davaya adadın. Siyaset üslubunda seviye vardı, nezaket vardı, hoşgörü vardı. Ayrıştıran değil kucaklayan bir dilin vardı.

Muhsin Yazıcıoğlu; bedel ödemekten korkmayan bir liderdi. Zorlukları gördü, baskıları yaşadı, yalnız kaldı ama davasından dönmedi. Çünkü onun için dava; koltuk değil, bir inanç meselesiydi. Temiz siyaseti savundu, kirli ilişkilerin karşısında durdu. Hiçbir küresel gücün önünde eğilmedi, hiçbir menfaat odağına teslim olmadı. Yalnız kalmayı göze aldı ama doğrulardan vazgeçmedi.

“Düz yaşayacağız, düz duracağız, düz yürüyeceğiz. Dik duracağız, doğru gideceğiz.”

Bu söz sadece bir cümle değil, hayatının özetiydi. Söylediğini yaşayan, inandığını savunan bir liderdin. Milletin gönlünde yer etmenin sebebi de buydu.

Bugün dava adamlığının koltukla ölçüldüğü, menfaatlerin öne geçtiği bir dönemde; senin duruşun daha çok anlam kazanıyor. Çünkü sen dava adamlığını sözle değil, hayatınla gösterdin. Makam beklemedin, paye aramadın, menfaat gözetmedin. Millet için yaşadın, milletin gönlünde yer ettin.

25 Mart 2009…

Bir takvim yaprağından fazlası…

Bir milletin yüreğine düşen ateşin tarihi…

“Ey sonsuzluğun sahibi, sana ulaşmak istiyorum” diyerek Rabbine yürüdün.

O günden bu yana sadece bir lideri değil; bir cesareti, bir ahlakı, bir dava ruhunu özlüyoruz.

Bugün şehadetinin yıl dönümünde; milletin adamı, dava insanı, şehit lider Muhsin Yazıcıoğlu’nu rahmetle, minnetle ve özlemle anıyoruz.

Beton çok soğuk Reis…

Zaman zor…

Yokluğun derin…

Sen gittiğinden beri üşüyoruz…

Ruhun şad, mekânın cennet olsun.

25 Mart… Saygıyla, rahmetle ve özlemle…

Sevgiyle Kalın..