Bu ülke pazartesi sabahlarına filtreyle uyanmaz.

Devlet, beğeni sayısıyla ölçülmez.

Kamera karşısında hızlananlar, dosya başında yavaşlıyorsa ortada siyaset değil, gösteri vardır. TikTok’la yönetilen bir ülke, gerçeklerle ilk karşılaştığında tökezler. Çünkü algoritmalar alkış üretir; çözüm üretmez.

Bir varmış bir yokmuş…

Evvel zaman içinde, kalbur saman içinde; develer tellal, pireler berber iken…

Masallar böyle başlar.

Ama anlatılan bu kez uzak bir diyar değil;

tam ortasında yaşadığımız, yükü ağır bir memleket.

Bir dönem geldi ki, siyasette yönetmek zahmetli bulundu.

Sabır isteyen, emek isteyen devlet işi ağır geldi.

Onun yerine anlatmak tercih edildi.

Kürsüler geri çekildi, kameralar öne çıktı.

Görünmek, yapmakla karıştırıldı.

Sorunlar çözüm beklerken kelimeler parlatıldı.

Her mesele bir sahneye, her açıklama bir kurguya dönüştü.

Küçük işler büyütüldü,

büyük eksikler “teknik detay” başlığıyla geçiştirildi.

Yapılanla anlatılan arasındaki mesafe sessizce açıldı.

“Lale devri bitti” denildi.

Doğrudur; bitti.

Ama sadece elbise değiştirdi.

Eskiden şatafat meydandaydı,

şimdi ekranda.

Masal çoğaldı,

gerçek ertelendi.

Ölçü bu hikâyede kayboldu.

Ne söz tartıldı,

ne vaatte denge kaldı.

Günü kurtaran alkış aldı,

yarını düşünen rahatsızlık sayıldı.

Beğeni sayısı, liyakatin önüne geçti.

Oysa bu memlekette devlet,

gösteriyle yürümez.

Şovla ayakta kalmaz.

Ülke,

skeçle yönetilmez.

Masal bu ya…

Bir yerde perde iner.

Işıklar söner.

Ve aynaya bakınca görülen şudur:

Algı kalabalık sever,

sorumluluk yalnızlığı.

Biri hızlı tüketilir,

diğeri ağır ama kalıcıdır.

Devlet, alkışla değil;

sessizce taşınan yükle ayakta kalır.

Sevgiyle Kalın..