Tarih bazen savaşlarla değil, tek bir mühürle anımsanır. Anadolu’nun binlerce yıllık geçmişinde böylesi kalıcı anlar vardır. Yaklaşık üç bin üç yüz yıl önce bir kadın, tarihin akışına kendi iradesini koydu. Adı: Puduhepa’dır.
Çorum’da düzenlenen 3. Puduhepa Kadın Kültür Festivali sadece bir etkinlik değildir. Bu festival, geçmiş ile bugün arasında kurulan bir hafıza köprüsüdür. Zira mesele bir kraliçeyi anmak değil; Anadolu’da kadının tarih boyunca taşıdığı gücü yeniden anımsamaktır.
M.Ö. 13. yüzyılda yaşayan Puduhepa, yalnızca bir kral eşi değildi. Devlet yönetiminde söz sahibi olan, diplomasi yürüten ve tarihin en eski, ilk yazılı barış belgelerinden biri sayılan Kadeş Antlaşması’na mührünü basan bir yöneticiydi.
Bu ayrıntı sıradan bir tarih bilgisi değildir. Çünkü antik dünyada savaşların adı hükümdarlarla anılırken, barışın belgesinde bir kadının imzası vardı.
Puduhepa’nın mührü yalnızca kil üzerine basılmış bir işaret değildir. Yönetimde ortak aklın ve kadın varlığının açık kanıtıdır. İnsanlık tarihinin ilk barış metinlerinden birinde kadın iradesinin bulunması, Anadolu’nun toplumsal hafızasına dair güçlü bir gerçeği yansıtır. Kadın, bu coğrafyada tarihin dışındaki bir figür değil, kurucu unsurlarından biridir.
Aradan geçen binyıllar boyunca medeniyetler değişti. Fakat toplumun mayası değişmedi. Kültürü taşıyan, hayatı sürdüren ve geleceği şekillendiren güç yine kadın oldu.
Çorum’da gerçekleştirilen festival bu nedenle önemlidir. Çünkü geçmişi yalnızca anmakla kalmayıp onu bugünün toplumsal bilinciyle yoğurma çabasıdır. Kortej yürüyüşleri, sergiler, söyleşiler ve kadın emeğini görünür kılan çalışmalar tek bir düşünceyi yeniden dile getiriyor:
Kadın varsa toplum vardır.
Bir kent kendi tarihini anımsadıkça güçlenir. Çorum’un, Hitit mirasını yalnızca arkeolojik bir değer değil, düşünsel bir miras olarak sahiplenmeye başlaması bu yüzden oldukça anlamlıdır. İnsan çoğu zaman yanı başındaki hazinenin değerini geç fark eder. Puduhepa’nın yeniden anımsanışı biraz da bu fark ediştir.
Bu festival sosyal bir etkinlikten daha fazlasıdır. Tarihsel hafızayı toplumsal kimliğe dönüştürme çabasıdır. Binlerce yıl önce barışa imza atan bir kadının adı bugün meydanlarda yeniden söyleniyorsa, tarih yeniden nefes alıyor demektir.
Puduhepa’nın mirası, kadının yalnızca fedakârlıkla değil; akıl, yönetim ve barış kuruculuğuyla da toplumun merkezinde olduğunu anımsatır. Güçlü toplumlar, kadınların görünür olduğu toplumlar olur.
Bugün dünyanın çatışmalarla sarsıldığı bir çağda Anadolu’nun kadim sesi bize şunu fısıldar. Barış, yalnızca savaşın bitmesi değildir. Aklın egemen olmasıdır.

Tarihin en eski barış belgelerinden birinde bir kadının mührü varsa, bu bir rastlantı değildir.
Çorum’da yükselen bu festival, geçmişten bugüne uzanan görünmez bir çizgidir. O mühür bir zamanlar barışı simgeliyordu. Bugün ise başka bir anlam taşıyor:
Kadının gücü unutulmaz.
Unutulursa tarih eksik kalır.
Binlerce yıl önce basılan o mühür, hâlâ yaşamaktadır.
Tarihin ilk barışını üç bin üç yüz yıl önce bir kadın aklı kurdu. Oysa biz bugün hâlâ bu gerçeğin çok gerisindeyiz.