Ankara metrosunda bir köpek öldürüldü sanıyorsanız, yanılıyorsunuz.
Orada öldürülen bir köpek değil, insanın vicdanıdır.

Adı Matmazel’di.
On beş yıldır aynı istasyondaydı.
Kimseye saldırmadı, kimseyi rahatsız etmedi, kimsenin yolunu kesmedi.
Sadece yaşadı.
Bir istasyonun sessiz parçasıydı.
Halkın sessiz sevgilisiydi.

Soğuk bastırınca içeri girdi.
Isınmak istedi.
Bu ülkede yaşamak bile cesaret isterken, bir köpeğin ısınmaya çalışması suç sayıldı.

Sonrasını hepimiz biliyoruz.
Sopa…
Kovalamaca…
Panik…
Ve yürüyen merdivene korkudan sıkışan Matmazel öldü.

Bu bir “talihsiz olay” değildir.
Bu bir “kaza” hiç değildir.
Bu, sopayı çözüm sanan bir zihniyetin vardığı sonuçtur.

Bir canlıyı sopayla kovalayabiliyorsan,
orada görev değil, zulüm vardır.
Orada refleks değil, niyet vardır.

Sonra açıklamalar geldi:
“Soruşturma açıldı.”
“Görevden alındı.”
“Kamera kayıtları inceleniyor”
falan…

Ezber tümceler…
Hep duyduğumuz, hep sonuçsuz kalan tümceler.

Ama asıl soru hâlâ ortada duruyor:
On beş yıldır aynı yerde yaşayan bir canlı, nasıl olur da bir anda “sorun” olur?

Sorun Matmazel değildi.
Sorun, hayvanı mal gibi gören anlayıştı.
Sorun, “nasıl olsa cezası yok” rahatlığıydı.

Bugün Matmazel.
Yarın başka bir köpek. Sonra bir kedi.
Sonra “yanlışlıkla” bir insan.

Çünkü vicdan böyle ölür.
Önce hayvana vurursun,
sonra insana bakamaz hâle gelirsin.

O yüzden bu mesele bir duygusallık meselesi değildir.
Bu, bir hukuk ve insanlık meselesidir.

Bu olayda sorumluluğu olan herkes,
“idari işlemle” değil,
cezai yaptırımla karşılaşmalıdır.

Aksi hâlde verilen mesaj şudur:
“Güçlüysen vurabilirsin.”
“Yetkin varsa can alabilirsin.”

Bu mesaj sadece hayvanlara değil, topluma verilir.

Matmazel artık yok.
Ama bu ülkenin hâlâ bir şansı var.
O da adalettir.

Eğer bu olay cezasız kalırsa,
bilin ki ölen köpek değil…
insanın vicdanıdır.

Mustafa Aydi̇nli̇