Evrenin özüdür, bilincidir, aklıdır insan.
Sınırsızca isteyen, özgürce seçebilendir. Şu uçsuz bucaksız evren ağacının en ergin meyvesi olalı beri dur, durak bilmiyor, var oluş nedenini bulmak için aranıyor.
Yollar var aklın önünde, her düşünür kendince bir çığır açmış arkadan gelenlere. “Gerçek benim!” demiş. Yaşantılarının, duygularının, mizacının gölgesi vurmuş felsefesine. Her biri kendi yoluna, izine, izmine çağırmış seyircilerini. Birileri de katılınca filozofun sözüne, solo koroya dönüşmüş “ben”olmuş “biz”…
Ben veciz konuşmayı seven bir kitabım… Felsefenin özünü, özetini , temelini anlatıyorum sana. Filozofları tanıtıyorum tarih sırasına göre, yaşamlarından söz ediyorum, temel düşüncelerini açıklıyorum kısaca.
Fakat önemli bir ayrıntı var bu anlatımda. Onların da birer “insan” olduklarını unutmuyorum… Öyle ya soyut birer isim, düşünce makinesi değil ki bu faniler.
Doğdular, bebek oldular, büyüdüler, sevdiler, sevildiler, bazen mutlu oldular, bazen acı çektiler… Ve sonunda ölüp gittiler…
Bana “veciz bir felsefe tarihi” de diyebilirsin… İnsan oğlunun iki bin beş yüz yıllık düşünce serüvenini anlatıyorum bir öykü tadında. Sade kıvrak bir anlatımım, yalın bir dilim var, bir parça aforizma havasındayım…Oku beni…
Adım üstünde, keyifli bir kitabım. Ve güven bana…
Zira güvenilir kaynaklara dayanıyorum.
Felsefe, en yüce sanattır. (Platon)
Felsefe bir ağaç gibidir, kökleri metafizik, gövdesi fizik, gövdeden çıkan kollar da öteki bütün bilimlerdir. (Descartes)
Felsefe objelerin düşünce ile görülmesidir. (Hegel)
Felsefe doğanın pilotudur, cennete götürmek isterken cehenneme de sürükleyebilir,. (Bernard Shaw)
GÖK GÜRÜLTÜSÜ
Sokrates, “Evlenin, karınız iyi çıkarsa mutlu, kötü çıkarsa filozof olursunuz” dermiş.
Kendisi huysuz bir kadınla evlenmiş, “Bunun huyuna dayanabilirsem, hayatın güçlüklerine de dayanabilirim” diyerek. Karısı gerçekten huysuzmuş.
Kocasını talebelerinin yanında bile azarlamaktan çekinmezmiş. Sabırlı adammış Sokrates. Karısı bir gün yine yerli yersiz konuşmaya başlamış. Filozof o sırada bir öğrencisiyle sohbet ediyormuş. Kadın bu kez bağırıp, çağırmaya başlamış.
Yine yanıt alamayınca bir kova suyu kocasının başından aşağı boca etmiş. Sokrates, gayet sakin bir biçimde talebesine dönmüş, “Zaten ne zaman gök gürlese, ardından yağmur yağar “demiş.
ÖLÜ OZANLAR DERNEĞİ (DÜNYA ŞİİRİ ANTOLOJİSİ)
Türk şiirinin büyük üstadı Yahya Kemal Beyatlı şiire şöyle övgü yapar.
Eslâf kapıldıkça güzelden güzele, / Fer vermiş o neşveyle gazelden gazele,
Sönmez seher-i haşre kadar şi’r-i kadîm, / Bir meş’aledir devredilir elden ele…
Ben de çok sevdiğim şiire olan tutku ve muhabbetimi şöyle dile getirmiştim.
Şiir Tanrı dilidir ibadettir insana, / Şiir sevgi selidir, saadettir insana,
İlâhi bestedir şiir insan makamında / Şiir aşktır, sevgidir, zarafettir anlayana..
(Mehmet Özata)
HERAKLEITOS’UN ÖLÜMÜ ÜZERİNE (KALLIMAKOS M.Ö. 3 .Y.Y.)
Öldüğünü söylediler Herakleitos, Tutamadım kendimi ağladım,
O güzel günler aklıma geldi, konuşa konuşa akşamı ettiğimiz,
Halikakamasosta. / Sen de mi bir avuç toprak oldun sonunda?
Ama şiirlerin yaşıyor, yaşayacak; / Her şeyi dize getiren Hades,
Bak, Onların kılına dokunamaz…
*
Şimdi de Fikret Sezgin üstadım çok sevdiğim bir şiiriyle bize katılıyor:
Ben bir dağ yeliyim, kuşkulu, korkak,
Sen ölümsüz ikili tohum, toprak,
Bulut, bulut kaçmak isterken sizden,
Yağmur, yağmur geri döndüm ağlayarak…