Kanuni döneminde, Osmanlı’nın bu denli güçlü olmasının nedenlerini araştırmak üzere birkaç Alman araştırmacı gizlice İstanbul’a gelmiş. Günlerce sürmesi planlanan bu araştırmanın ilk günü sabahında, gece kaldıkları handa karınlarını doyurmak için bir şeyler almak üzere dışarı çıkmışlar ve dönemin satış yerlerinin birine girerek peynir istemişler. Satıcı peyniri paketleyip verirken

–“Biraz da zeytin tartıver.” dediklerinde, boynunu bükerek;

-“Ben bu sabah sizin sayenizde ilk siftah satışımı yaptım ama komşum henüz yapmadı. Zeytini de ondan alabilir misiniz?” demiş.

Adamlar hayretle birbirlerine baktıktan sonra; “Bir ülke insanı bu derece tutkun ve dayanışma içinde oldukça yıkılması mümkün değildir.” diyerek bırakıp gitmişler.

Gelelim bugüne… Günümüz esnafından ben bugüne kadar böyle bir söz duymadım; ya siz, hiç duyduğunuz oldu mu? Ya da duymayı bekler miyiz…? Olayın bir de şu tarafı var: Varsayalım söyledi; tepkimiz ne olur, onun hakkında ne düşünürüz? Adama geri zekalı gözüyle bakmaz mıyız?

Lafı uzatmaya gerek yok; artık o zamanlar ve diyarlardan trenler geçip gitmiş. Şimdi devir hırs, ihtiras, bireysellik, çıkarcılık, kısaca “yalnızca ben” devri. “Gelsin de nereden ve hangi yollarla gelirse gelsin kabulümdür” devri. “Ben iyi olayım da başkaları umurumda bile değil” devri…

Bir taraftan devlet “ne yapsam da halkın elinde kalan üç-beş kuruşu da çekip alsam”ın peşinde, diğer taraftan da halk “devletin malı deniz, yemeyen domuz”u gerçek hayatta uygulamaya çalışıyor. Din-iman, haram-helal, hak-hukuk, adalet-eşitlik, liyakat, vb. kavramlar buhar oldu, uçtu. Öyle ki koca devlet hem tepeden hem aşağıdan kapış kapış kemirile kemirile yok edilmeye çalışılıyor. Ve herkesin gözü önünde cereyan eden bu duruma hiçbir şekilde müdahale edilmediği gibi, az çok başını kaldırıp “Neler oluyor?” demeye cesaret edenlerin de tepesine yumruk indiriliyor. Kısaca söylemek gerekirse, halk olarak bizim devletimize güvenimizin kalmadığı gibi, devleti yönetenler de bize güvenip değer vermiyor.

1970’li yıllarda ülkemiz insanları arasında yapılan bir araştırmada deneklere şu soru sorulmuş: “ABD, size 10.000 dolar karşılığında Türk vatandaşlığından çıkıp ABD vatandaşı olmayı teklif etse, bu parayı alıp teklifi kabul eder misiniz?” Deneklerin %71’i bu soruya “hayır” yanıtını verdiği gibi “evet” diyebileceklere de “vatan haini” denilmesi gerektiği şeklinde tepkilerini dile getirmişler. Aynı araştırmanın benzeri geçtiğimiz yaz yeniden yapılmış ve acı sonuç % 65’inin gözleri parlayarak “evet, hem de hemen” diye bağırmışlar. Dahası, bu %65’in dörtte üçü “10.000 dolar falan istemeyiz, yeter ki bizi kabul etsin” demişler. İçlerinde %14’lük bir kesim daha var ki, aynen şunları söylemiş: “ABD yeter ki bizi kabul etsin, 10.000 doları biz verelim.”

Başka bir ülkeden son bir örnek: Norveç’in, Kuzey Buz Denizi tarafında Suudi Arabistan kadar çok zengin petrol yatakları var. Ancak oradaki petrol şeyhler tarafından değil, devlet tarafından çıkarılıp satılıyor ve elde edilen gelir doğrudan devlet bütçesine aktarılıyor. Hal böyle olunca da bütçe fazlalık vermiş, yönetim de bunu her haneye 10.000 dolar olarak halka dağıtmayı düşünmüş. Ama bunu yapamamışlar. Neden mi? İnsanlar bu parayı istememişler ve “Bizim yeterince paramız var, siz o parayı dünyadaki açlığı giderebilmek için kullanın.” demişler. Şimdi soruyorum: Böyle bir ülkede yaşayan insanlar üste ne teklif ederseniz edin, başka bir ülke vatandaşı olmayı kabul eder mi?

Evet, onların ve bizim tavırlarımız böyleyken böyle. Hangisinin daha Müslümanca olduğunu bulmak da artık bize kalıyor.

DÜŞÜNEN SÖZLER:

· Bütün gayreti karnına giren şeyler için olan kimsenin, kıymeti de karnından çıkan şey kadardır. İ. GAZALİ

· Bir memlekette, namuslular, namussuzlar kadar cesur olmadıkça, o memlekette kurtuluş yoktur. İ. İNÖNÜ

· Cehennemin en kızgın ateşi, ahlaki bir çöküş yaşandığı zamanlarda tepkisizliğini muhafaza edenleri yakacaktır. D. ALİGHİERİ

· Bir insanda 3 şey arayın; zekâ, kalp ve dürüstlük. Eğer sonuncusu yoksa ilk ikisiyle de uğraşmayın. W. BUFFETT

· Cenabı Hak, dolu ellere değil, temiz ellere bakar. P. SYRUS

· Haram yolda huzur ararsan, huzur sana haram olur. HZ. MUHAMMED