17 Şubat, Türk toplumunda kadınların tarihi açısından çok, hem de çok önemli bir gündür.

Çünkü 17 Şubat, Medeni Kanun’un kabul edilişinin 100’üncü yıldönümüdür.

Yani nüfusun yarısını oluşturan kadınlarımızın, 100 yıl önce kabul edilen Medeni Kanun ile toplumsal yaşamda görünür olmasının, birey ve yurttaş olmasının ilk adımının atıldığı günün yıldönümüdür.

Şeriat hukukunu ortadan kaldıran, kadının binlerce yıllık ezilmişliğini ve ikincilliğini sarsan 1926’nın Medeni Kanunu, Türk hukukunu dinsel hukuk sisteminden çıkarıp çağdaş bir devlet olma sürecinin çok önemli bir adımı olmuştur.

Aslında bu atılımın müjdesini Atatürk, 1923’de Bursa’da halka yaptığı bir konuşmada daha önceden vermişti.

Ve Yeni Türkiye, ne zamana ne de ihtiyaca uymayan Mecelle’nin hükümlerine bağlı kalamaz demişti.

Burada sözü edilen Mecelle, İslam hukuku esas alınarak hazırlanmış hukuk esaslarını içeren bir kanun idi.

Oysaki Medeni Kanun, Atatürk Devrimi’nin temel taşlarından biri olarak, Türk aydınlanmasının ve çağdaşlaşmanın adeta dinamosu ve itici gücü idi.

Çünkü Medeni Kanun, sosyal hayatın hukuki bir omurgası olmuştu.

***

Nitekim Medeni Kanun ile:

-Aile kurumu içinde kadın-erkek eşitliği sağlandı.

-Evlilikte resmi nikâh zorunluluğu getirildi.

-Çokeşlilik yasaklanarak tek eşli evlilik kabul edildi.

-Kadınlara istedikleri mesleğe girebilme hakkı tanındı.

-Mahkemelerde tanıklık yapma hakkı tanındı.

-Mirasta eşitlik tanındı.

-Boşanma konularında kadın-erkek eşit hale getirildi.

Ve Türk Medeni Kanunu’nun doğal sonucu olarak, kadınlara siyasal alanda da çok önemli haklar tanındı.

Örneğin:

-1930’da belediye seçimlerine katılma hakkı tanındı.

-1933’te muhtarlık seçimlerine katılma hakkı tanındı.

-1934’te milletvekili seçme ve seçilme hakkı tanındı.

***

Türk Medeni Kanunu 17 Şubat 1926 tarihinde kabul edilmiş, 4 Ekim 1926’da yürürlüğe girmişti.

Ama 100 yıl önce TBMM tarafından kabul edilen Medeni Kanun, Cumhuriyet devrimlerinin oluşum sürecinde temel taşlardan biri olmuştur.

Ve de Cumhuriyet devrimlerinin önemle üzerinde durduğu hukuk alanındaki çalışmalarda, toplumsal eşitlik anlayışının temelini oluşturmuştur.

Ulusal Kurtuluş Savaşı‘nın kazanılması ile Atatürk ve silah arkadaşlarının oluşturduğu TBMM’nin yaptığı köklü değişiklikler arasında, kuşkusuz en önemli değişiklik Medeni Kanun’un kabulü olmuştur.

Yani Medeni Kanun’un kabulü ile sosyal alanda eşitlik anlayışının temeli atılmıştır.

***

1 Ocak 2002’de kabul edilen 4721 sayılı yasa ile de “Medeni Kanun” yenilenmiş, gerekli bazı yeni hükümler getirilmiştir.

Örneğin:

-Ailenin reisi kocadır hükmü kaldırılmış, evlilik birliğinin yönetimi eşlerin ortak sorumluluğuna bırakılmıştır gibi

-Evlenen kadının, kocasının soyadının yanında kızlık soyadını da kullanabilmesi gibi

-Evli kadının ikametgâhının kocanın evi olması zorunluluğu kaldırılarak, eşlerin aile konutunu birlikte belirlemesi gibi

-Erkeğin de nafaka talebinde bulunabilmesi gibi

-Boşanma halinde, evlilik sonrasında edinilen malların, eşler arasında eşit olarak paylaştırılması gibi yeni hükümler getirilmiştir.

Peki, kanundaki bu değişimler, zihniyetlere yansımış mıdır?

Eğer açık konuşmak gerekirse pek de yansımıştır diyemeyiz.

Ki, asıl sorun da budur.