Empati olmadan sempati olmaz.
Anlamadan sevemezsin. Görmeden takdir edemezsin. Hissetmeden teşekkür edemezsin. Şükür göğe yönelir; teşekkür insana. Empati ise ikisi arasında kurulan vicdan köprüsüdür. O köprü yıkıldığında geriye sadece “ben” kalır.

Empati aslında bir hiçlik terbiyesidir. Kendini merkeze koymamaktır. Bir anlığına kendi başarını, kendi konumunu, kendi iddianı geri çekip karşındakinin yerine geçebilmektir. Hiçlik burada küçülmek değil; hakikati kabul etmektir. Çünkü insan, başkasının emeğini görebildiği ölçüde kendi sınırını fark eder.

Şükür, nimetin Allah’tan geldiğini bilmektir. Teşekkür ise o nimetin sana kimlerin eliyle ulaştığını unutmamaktır. Empati olmadan teşekkür olmaz; teşekkür olmadan da şükür kemale ermez. Nimeti vereni bilmek imanî bir idrak; nimetin vesilesini görmek ise edeptir.

Bugün yaşanan kırılma sadece bireysel değildir; toplumsal ve siyasal zemine de sirayet etmiştir.

Dünü unutup bugünle böbürlenen bir zihin yaygınlaşıyor. Geldiği yeri hatırlamayan, yürüdüğü yolu tek başına kat ettiğini zanneden, kendini “kerameti kendinden menkul” sayan bir kibir dili büyüyor. Oysa insan gibi yönetimler de kendi kendilerinin mucizesi değildir. Devletler, toplumların emeğiyle yükselir; güvenle ayakta kalır; adaletle devam eder.

Burada mesele tam da şudur: Teşekkür kültürü zayıfladığında yönetim dili sertleşir. Empati azaldığında siyaset kutuplaşır. Şükür bilinci kaybolduğunda güç mutlaklaşır.

İbn Haldun, Mukaddime’de devletlerin doğuşunu ve çöküşünü anlatırken ortak bilinç ve adalet vurgusu yapar. Bir toplumu ayakta tutan şey ortak bağdır. O bağ zayıfladığında çözülme başlar. Önce dil bozulur, sonra niyet, sonra kurumlar.

Asabiyetin zayıflaması aslında empati kaybıdır. Yönetici halkı anlamazsa; halk birbirini anlamazsa; toplum içindeki kesimler birbirinin emeğini görmezse ortak bağ çözülür. Görülmeyen emek geri çekilir. Bu da yönetim ile toplum arasındaki güven köprüsünü inceltir.

Başarı sahiplenilip katkı unutulduğunda siyasal hafıza daralır. Makam hatırlanıp süreç silindiğinde kurumsal devamlılık zayıflar. Geçmişi inkâr eden gelecek inşa edemez.

Edep burada sadece bireysel bir erdem değildir; siyasal bir zorunluluktur. Haddini bilmeyen kişi nasıl kibir üretirse, sınırını bilmeyen güç de otoriterleşir. Teşekkür etmeyen bir dil eleştiriyi düşmanlık sayar. Empati kurmayan siyaset farklılığı tehdit olarak görür.

Her iktidar geçicidir; kalıcı olan adalet ve güven duygusudur. Şükür, gücün emanet olduğunu hatırlatır. Teşekkür, o gücü mümkün kılan toplumu tanımaktır. Empati ise yönetimin vicdanıdır.

Vefa zayıfladığında güven azalır. Güven azaldığında kurumlar sertleşir. Sertleşen kurumlar toplumu yorar. Çöküş çoğu zaman ekonomik krizden önce ahlâkî kırılmayla başlar.

Şükür göğe bakarken teşekkür yere bakar. İkisini birleştiren ise empatiyle beslenen edeptir. Edep kaybolduğunda kibir yükselir; kibir yükseldiğinde ister birey ister devlet olsun küçülme başlar.

Yeniden başlamamız gereken yer bellidir:

Kendine dön.
Kendini tanı.
Geldiğin yeri unutma.
Sana omuz verenleri yok sayma.
Gücün emanet olduğunu bil.


Ve her nimetin hem sahibini, hem vesilesini tanı.

Çünkü empati olmadan sempati olmaz.
Teşekkür olmadan şükür tamam olmaz.
Hiçliği bilmeden güç dengelenmez.

Ve “ben”den “biz”e geçemeyen hiçbir toplum uzun süre ayakta kalamaz.