Ama Zap Boyları ile gösterdiği yetenek ve ardından gelen çalışmalar, onun edebiyatımızda daha büyük bir yer edinme olasılığının yüksek olduğunu düşündürüyor bizlere.
Şükrü Gümüş'ün yazarlık serüveninin bir başka önemli özelliği, edebiyat merkezlerinin uzağında gelişmiş olmasıdır.
İstanbul ve Ankara gibi edebiyat çevrelerinin dışında, Anadolu'da öğretmenlik yaparak yazıyordu.
Bu durum bir yandan onun Anadolu insanını doğrudan tanımasına olanak sağlarken; diğer yandan ise edebiyat dünyasının olanaklarından yeterince yararlanmasını zorlaştırıyordu. Sanat merkezlerinin uzağında oluşu ve yaşadığı sosyo-ekonomik koşulların elverişsizliği onun daha verimli çalışmasını engelliyordu.
Belki de bu yüzden Şükrü Gümüş'ün edebiyat yaşamı, sahip olduğu yetenek ile sahip olamadığı zaman ve olanak arasındaki büyük çelişki vardı.
1984 yılının başlarında yakalandığı ağır bir hastalığa karşı yaklaşık sekiz ay süren bir mücadeleden sonra 28 Ağustos 1984'te vefat etti.
Henüz otuz altı yaşındaydı.
Evliydi.
Üç çocuk babasıydı.
Bir romanı yayımlanmıştı.
İkinci romanı yayımlanmayı bekliyordu.
Başka roman taslakları ve öyküleri vardı.
Yani Şükrü Gümüş öldüğünde, edebiyat yaşamının sonuna gelmiş bir yazar değil, tam tersine edebiyat yaşamının en verimli dönemine girmesi beklenen genç bir romancıydı.
Onun ölümü yalnızca bir insanın ölümü değil, tamamlanmayı bekleyen bir edebiyat dünyasının da yarım kalmasıydı.
Şükrü Gümüş'ün yaşamına geriye dönüp baktığımızda, otuz altı yıllık bir ömre sığanların aslında ne kadar büyük olduğunu görüyoruz.
Köyde başlayan bir çocukluk...
Zorlu koşullarda sürdürülen eğitim...
Parasız yatılı öğretmen okulu...
1968'de öğretmenlik...
Hakkâri...
Gelitan köyü...
Yirmi iki yaşında yazılan bir roman...
312 eser arasından alınan ödül...
1976'da yayımlanan Zap Boyları...
Ardından Topal Karınca...
Yeni roman taslakları...
Öyküler...
Ve otuz altı yaşında gelen ölüm.
Bu hayat çizgisi, insanın aklına ister istemez şu düşünceyi getiriyor:
Onun edebiyat serüveni, tamamlanmış bir yolculuktan çok, erken kesilmiş bir yolculuktur.
Şükrü Gümüş yalnızca Hakkâri'yi anlatan bir romancı değildir.
O, Çorum'un yetiştirdiği önemli edebiyatçılardan biridir.
Doğduğu Göcenovacık köyü, onun hayatının ilk çevresini oluşturduğu gibi edebiyatının insan kaynağını da besleyen temel dünyadır.
Çorum sevgisi, şiirlerinde de kendisini gösterir. "Çorum Sevgisi" adlı şiirinde doğduğu kente duyduğu özlemi ve bağlılığı açık biçimde dile getirmiştir..
O, Anadolu'nun bir köyünden çıkıp ülkenin başka bir ucuna giden ve orada karşılaştığı gerçekliği yeniden doğduğu coğrafyanın duyarlılığıyla edebiyata taşıyan bir yazardır.
Benim, Şükrü’nün vefatı üzerine yazdığım yazılar, Çorum’da edebiyat öğretmeni olarak çalışan Ali Mustafa tarafından, tanışı Trabzon’da Şair Ahmet Özer’e, Devrek’te Eleştirmen Mehmet Yaşar Bilen’e, Ankara’da Burhan Günel’e gönderilir. Onların ilgisi, duyarlılığı ve işbirliğiyle 1986 yılında Zap Boyları'nın ikinci baskısı yapılır. Sanat ve okur çevrelerinde kitaplar paraya dönüştürülüp Şükrü Gümüş’ün ailesine iletilir. Bu bir sanatçı dayanışmasıdır. Önderi Ahmet Özer’dir.
Şükrü’nün ölümünün onuncu yılında, 1994'te Şair Ahmet Özer tarafından Kıyı Dergisi adına Şükrü Gümüş Roman Yarışması düzenlenmesi de onun adının yaşatılmasına yönelik önemli girişimlerden biri olmuştur.
Şükrü Gümüş'ü yalnızca Zap Boyları romanının yazarı olarak anmak, onun yaşamını ve edebiyatını eksik değerlendirmek olur.
Zap Boyları, onun edebiyattaki ilk büyük adımıdır.
Belki de en acı olan, bu adımın ardından gelecek yapıtı okuyamamış olmamızdır.
Topal Karınca yayımlanmayı bekliyor.
Başka romanlar tasarlanıyordu.
Öyküler yazılıyordu.
Bir yazar kendisini geliştiriyor, kendi sesini buluyor ve edebiyat yolunda ilerliyordu.
Sonra yaşam sustu.
Fakat yapıt susturulamadı.
Zap Boyları, bugün hâlâ Şükrü Gümüş'ün genç yaşında gördüğü Anadolu gerçekliğinin edebiyattaki tanığı olarak duruyor.
Onun Yaşamına baktığımızda, bazı insanların uzun yaşayarak değil, kısa ömürlerine büyük anlamlar sığdırarak kalıcı olduklarını görüyoruz.
Şükrü Gümüş de onlardan biridir.
Bir köy öğretmeni olarak başladığı yaşamını genç bir romancı olarak sürdürdü.
Yirmi iki yaşında bir roman yazdı.
Otuz altı yaşında hayata veda etti.
Aradan 42 yıl geçmesine karşın adı unutulmadı.
Çünkü geride yalnızca bir kitap bırakmadı.
Bir Anadolu gerçeğini bıraktı.
Şükrü Gümüş yaşayabilseydi, Türk romanına daha neler kazandıracaktı?
Şükrü Gümüş'ü anmak, yalnızca bir yazarı anmak değildir.
Şükrü Gümüş kısa yaşadı; ama kısa ömrüne uzun yıllar unutulmayacak bir roman sığdırdı.
Zap Boyları bunun kanıtıdır.
Çünkü bazı yazarlar için unutulmamak yetmez; yeniden okunmak gerekir.
Şükrü Gümüş de yeniden okunmayı fazlasıyla hak eden yazarlardan biridir.
Şükrü Gümüş'ü ölümünün 42.inci yıldönümünde saygı, sevgi ve özlemle anarken, onun edebiyatımızdaki yerinin daha çok araştırılması, yapıtlarını yeniden yayımlanması ve yeni kuşaklara tanıtılması gerektiğini de özellikle belirtmek gerekir.