----------KENT NOTLARI------------
Ankara’dan bir arkadaşım aradı, “Özgür Özel ve arkadaşlarının kuracağı yeni partinin sonu, Güven Partisi gibi olur diye düşünüyorum, sen ne dersin?” diye sordu.
“Hayır” dedim, “SHP gibi olur”…
Arkadaşım AK Parti’ye yakın; dolayısıyla benim cevabımdan pek de mutlu olmadı. Zira, dürüst ve gerçekçi analizler yaptığımı bilir.
“Mutlak butlan” kararıyla sosyal demokrat kütlenin ortadan ikiye bölüneceği tahmin ediliyordu sanırım, bölünmenin SHP örneğinde olduğu gibi yüzde 10-yüzde 90 şeklinde olabileceği görülünce, “hayal kırıklığı” oluşması doğal.
*
Yeni kuşaklar bilemeyeceği için, Güven Partisi ve SHP hadiselerini açmam gerek.
CHP, bağımsızlığı, üniter devleti, çağdaş uygarlığı, laikliği ve ulusal kalkınmayı esas almış, “karma ekonomi”yi savunan ve uygulayan “merkez parti” konumundaydı.
Milli Şef İsmet İnönü, 1965 yılında Abdi İpekçi ile bir söyleşisinde, ilk kez CHP’nin “ortanın solunda” olduğunu açıkladı. Bu kavram, 1966 yılındaki kurultayda, parti programına da resmen girdi.
Parti içinde “merkezci” veya “göbekçi” diye tanımlanan daha sağ çizgideki milletvekilleri ve senatörler, karşı tavır aldılar ve Turhan Feyzioğlu önderliğinde CHP’den ayrılarak Güven Partisi’ni kurdular.
*
12 Mart 1971 muhtırası üzerine Başbakan Demirel istifa etti ve askerlerin desteklediği Nihat Erim, CHP’den ayrılıp Başbakan olarak yeni hükümeti kurdu.
CHP Genel Sekreteri Bülent Ecevit, İnönü’nün aksine bu hükümete katılmamaları gerektiğini savunarak muhtıraya karşı tavır aldı ve İnönü ile ters düştükleri için Genel Sekreterlik’ten istifa etti.
Mayıs 1972’de yapılan olağanüstü kurultayda İsmet İnönü yeniden Genel Başkan seçildi, ama Parti Meclisi’ni Bülent Ecevit’in listesi kazandı. Bunun üzerine İnönü, 33 yıldır yürüttüğü Genel Başkanlık görevinden de, parti üyeliğinden de ayrıldı.
Kurultay aynı ay içinde yeniden toplandı ve bu kez Ecevit Genel Başkanlığa getirildi. Haziran’da ise olağan kurultayın toplanmasıyla Ecevit’in “demokratik sol” çizgisi delegeler tarafından da tescillendi.
İşte bu gelişmeler üzerine, Kemal Satır ve arkadaşları partiden ayrılıp Cumhuriyetçi Parti’yi kurdular.
1973’te ise Güven Partisi ile Cumhuriyetçi Parti birleşerek Cumhuriyetçi Güven Partisi adını aldı. 1975’te 1. Milliyetçi Cephe Hükümeti’ne ortak olan parti, sonraki süreçte siyaset sahnesinden silinip gitti.
*
12 Eylül 1980 darbesinden sonra 1983 yılında siyasete dönülürken, Kenan Evren ve arkadaşları tarafından iki partiye izin verilmişti: Sağda Turgut Sunalp liderliğinde Milliyetçi Demokrasi Partisi, solda ise Necdet Calp liderliğinde Halkçı Parti…
Rivayet odur ki, Turgut Özal’ın Anavatan Partisi’ne, biraz da Amerika’nın hatırına seçime katılma izni çıkmıştı.
Ama, 20 Mayıs 1983’te yapılan genel seçimlerde ANAP % 45.14’le iktidar oldu, HP % 30.46, MDP ise % 23.27 oranında oy aldı.
*
Bu seçimler öncesi kuruluşuna izin verilmeyen SODEP (Sosyal Demokrasi Partisi) ise Erdal İnönü liderliğinde Haziran 1983’te siyasi hayata katıldı. 1985’te ise Halkçı Parti ile birleşerek Sosyaldemokrat Halkçı Parti (SHP) adını aldı.
SHP, 1995 yılında yeniden açılan CHP ile birleşip kendini feshedinceye kadar da sosyal demokrat tabanın ana partisi oldu.
Nitekim, 1989 yerel seçimlerinde SHP Türkiye’nin birinci partisi olma başarısını gösterdi. Büyük kentlerin çoğunda belediye başkanlıklarını kazandı.
Hatta, 1984 yerel seçimlerinde aday olmayan Dr. Turhan Kılıçcıoğlu, 1989’da SHP adayı olarak yeniden Çorum Belediye Başkanı seçildi.
*
Yazımızın başlangıcına dönecek olursak, şu anda Özgür Özel ve arkadaşlarının katılacağı ya da yeni kuracağı parti, sosyal demokrat tabanda yeni bir SHP tablosu oluşturabilir diye düşünüyoruz.
Bu elbette, “SHP çizgisi” anlamına gelmiyor.
O zaman “sosyal demokrasi” mücadelesi verilmesi gerekiyordu, bugün “demokrasi” mücadelesine ihtiyaç var.
Dolayısıyla “demokrat” nitelik taşıyan muhafazakâr veya milliyetçi kitlelerin de, bu yeni oluşumun içinde yer almasalar da, demokrasinin ve hukukun yeniden tesisine katılabilecekleri tahmininde bulunmak yanlış olmaz.
Şu sıralarda yapılan anketler de bunu gösteriyor.
*
Başkaca oyunlar çıkar mı, orasını bilemem.
Zira, sosyal demokrat taban çok yoruldu.
Yalnızca sosyal demokratlar da değil, bütünüyle muhalifler devletten adeta soyutlandılar. İşe giremiyorlar, tayin istekleri olmuyor, terfi alamıyorlar, iş hayatında destek bulamıyorlar.
Muhalif belediyeler, bırakın yatırım ve hizmeti, maaş ödemekte bile zorlanıyorlar.
Bu anlamda -muhalefete biraz nefes aldıracak- devlet imkânları ve yetkileri lütfedilirse, “bölünme oranı” farklılaşmaya başlayabilir.
Çorum’da, oturduğumuz yerden görebildiklerimiz bunlar.
Tamamen tahmin…
Yoksa, ne Ankara kulislerinden bilgi sahibiyiz, ne de istihbarat kaynaklarına yakınlığımız var.
Belki, 56 yıllık gazetecilik deneyimimizden söz edebiliriz, hepsi bu.