Hem de çok zor…

Gazeteler belli…

Satışları (tiraj) ortada…

Gazete patronlarının, yıllık hesaplarına, bütçelerine göre kadro sayıları belirleniyor.

İşler iyi ise (tiraj artıyor demektir) yeni elemanlar gazeteye alınabilir…

Satışlar düşmüş ise tersi olabilir.

Neticede ulusal yayın yapan gazetelerin tirajları (basılan gazete) sayısı artmalı…

Aslında satış yükseldikçe, gazete sahibinin yüzü güler, yeni hamleler yapabilir.

Bunların başında, çalışacak emekçi sayısını arttırabilmesi gelir.

Misal:

Hürriyet Gazetesinde çalıştığım dönemde (1972-2001) gazetemizin satışı bir milyonu aşmıştı.

Tabii yeni yatırımlar, yeni makinalar alındı, yeni yurt içi temsilcilikleri (bürolar) açıldı ve yeni matbaalar kuruldu.

Emekçilerin sayısı da artıyordu ama öylesi çok fazla değil…

Yeni eleman alınmıyor değildi ama sanırım yılda 20-30 kişi…

Emekli olan veya ayrılanların yerine de yeni gazeteci adayları alınırdı ama sayısı sınırlı olurdu.

Demem o ki, bin bir emekle İletişim Fakültelerinden mezun olan gazeteci adayı olanların, hesaplar yapılmadan nerdeyse her ilde bir gazetecilik yüksek okulu açmak politikası kesinlikle yanlıştı.

Mezun olan binlerce gazeteci adayının ulusal gazetelerde kadrolu yer almaları çok ama çok zordu.

O dönem dergilerde, yeni gazeteciler-muhabirler iş bulabilirlerdi ama o alan da sınırlıydı…

Anne babaların büyük fedakarlıkla okuttukları, hayata atılmalarını bekledikleri bu çocukların iş bulmaları gerçekten zordu.

İktidar sahipleri yanlış eğitim programlarını uygulamaya koymuşlardı. Bu nedenle binlerce, hatta belki de on binlerce gencin gelecekleri ile oynamışlardı.

Yedi yıl boyunca ek ders verdiğim, onların morallerini yükseltmeye çalıştığım gençlere, gelecek için yeni öneriler sunuyordum.

İlki, yerel gazeteciliğin geliştirilme yolu.

Bu yolun açılması.

Diyordum ki:…

“Bakın gençler, Ulusal medyada, yani gazete-dergi-tv ve diğer mecralarda mezun olunca iş bulmanız çok ama çok. Bu sizin suçunuz veya yanlış tercihiniz değil. Tamamen üniversiteleri yöneten YÖK ve ona bu emri veren hükümetlerdir.”

Devam ediyordum:

“İçinde bulunduğunuz koşullar, nerdeyse sıfır istihdam gibi. Yani çalışma alanlarınızda, kişiler ya emekli olacak, ya da ölecek ki, kadrolar açılsın. “

Öğrencilerin yüzlerine bakınca anlıyordum ki, içinde bulundukları tabloyu hepsi yeni yeni anlıyor ve kavrıyorlardı.

Çözüm, geldiğiniz veya yaşamakta olduğunuz kentlerdeki yerel gazetecilik tablosunu fırsata çevirmenizdir.” diyerek sözlerimi sürdürüyordum:

Şu anda tüm şehirlerimizde yerel gazeteler yayınlanıyor. Büyük kentlerde ise birden fazla yerel gazete yayın hayatını sürdürüyor. Ya buralarda çalışacak, ya da çok ortaklı yeni yerel gazeteleri yayın hayatına başlatacaksınız. Birkaç arkadaş yan yana gelerek, geçmişte hiç eğitim görmemiş kişilerin elinde yayın hayatını sürdüren yerel gazeteler yanında, sizin çıkaracağınız gazeteler daha avantajlı olacaktır.”

Kimlerin, ne kadar kafalarına yattı bu önerilerim bilinmez ama çoğunun yüreğine az da olsa su serpmiş olmanın mutluluğunu yaşadım 7 yıl boyunca..

Bu sürede hep aynı önerimi aktardım gazeteci adayı öğrencilerime…

Bu tek başına çözüm müydü?

Kesinlikle “Hayır” …

Tek çözüm yeni bir planlamadan geçiyordu…

(devam edecek)