Son günlerde “yerli ve milli aydın” konusu,
uzun uzun konuşulur oldu; fakat bir arpa boyu yol alamıyoruz.
Aydın konusu bunlardan biridir.
Şimdilerde başına iki kelime eklendi:
“Yerli ve milli.”
Her şey yerli ve milli olabilir.
Domates olur.
Araba olur.
Hatta koltuk olur.
Fakat aydın…
İşte orada biraz durup düşünmek gerekiyor.
Zira aydın dediğin, yerinde duramaz.
Soru sorar.
Kurcalar.
Rahatsız eder.
Biz ise rahatsızlığı pek sevmiyoruz.
Eskiden aydın “neden?” derdi.
Şimdi ise, “aman efendim, tamam efendim, nasıl isterseniz” diyor.
Eskiden kitap okurdu.
Şimdi kitap yazıyor…
Hem de okumadan.
Eskiden belge gerekirdi.
Şimdi kanaat yeterli.
Hatta kanaat de değil, his.
Bir şey olmamış olabilir.
Ama anlatıldıysa, olmuştur.
Olmadığını söyleyen çıkarsa, “zaten siz de hep muhalifsiniz” denir, konu kapanır.
Yeni aydın tipi geçmişle çok ilgilidir.
Fakat gerçek geçmişle değil…
İşine gelen geçmişle.
Cumhuriyet ona biraz fazla aydınlıktır.
Gözlerini kamaştırır.
Kurucular gereğinden çok görünür.
En iyisi küçültmektir.
Olmazsa çamur atmak.
Tutmazsa bile izi kalsın.
Fikirle uğraşmak zahmetlidir.
İftirayla yürümek otoban gibidir.
Bu yeni tip aydın her devre uyumludur.
Dün söylediğini bugün inkâr edebilir.
Yarın da “ben zaten onu demek istememiştim” deyiverir.
Bunun adı çelişki değildir.
“Derinlik” denir.
Bir gün mazlum olur.
Bir gün muktedir.
Bir gün tarihçi.
Bir gün ilim adamı.
Aynaya bakınca kendini görmez.
Gücü görmesi yeter ona.
Peki bu mu yerli ve milli aydın?
Hayır.
Bu, yerli ve milli uyumdur.
Gerçek aydın rahat ettirmez.
Yanlışı söyler.
Doğruyu savunur.
Kimin hoşuna gideceğine bakmaz.
Ama artık doğru çoktan seçmeli.
Yanlış bile “bizden” olsun.
O yüzden “yerli ve milli aydın arıyoruz” deniyor ama…
Aslında aranan aydın değil.
Aranan şey:
Onaylayan bir ses.
Suskun bir kalem.
Eğilen bir omurga.
Aydın bulunamıyor.
Zira bulunması istenmiyor.
Yine de not düşelim:
Gerçekler sınır tanımaz.
Ama yalanın her dönemde geçerli bir vizesi vardır.
Bizde konu aydın yokluğu değil; Cumhuriyet’in ışığına tahammülsüzlüktür.