MUHALEFETİN SINIRLARI VE TOPLUM GERÇEKTEN NE BEKLİYOR?

Bugün toplumun yaşadığı hayal kırıklığının önemli bir bölümü yalnızca iktidara değil, muhalefete de yöneliktir. Alanları dolduran kalabalıklar yalnızca itiraz etmek için değil; bir yön, bir tümce, bir tutarlılık duymak için oradadır. Ancak bu beklenti çoğu zaman karşılıksız kalmaktadır.

Muhalefetin temel açmazı, siyaseti yalnızca tepki verme düzeyinde kurmasıdır. İktidar ne yaparsa ona karşı konum almak; gündemi iktidarın belirlediği başlıklarla sınırlamak; savunma hattında kalmak… Bu tutum, kısa vadede ses getirir gibi görünse de uzun vadede toplumda bir boşluk duygusu yaratır. Zira insanlar yalnızca “neye karşı olunduğunu” değil, “ne istendiğini” de bilmek istiyor.

Toplumun beklentisi aslında son derece yalındır: Açık, anlaşılır ve tutarlı bir yol. Büyük laflar, soyut vaatler ya da sürekli ertelenen hedefler değil; gündelik hayatla bağ kuran, dokunulabilir bir siyaset dili. İnsanlar yarın sabah uyandıklarında hayatlarında neyin değişeceğini duymak istiyor. Muhalefetin sınırları tam da burada belirginleşmektedir.

Bir diğer sorun, toplumun değişen ruh hâlinin yeterince okunamamasıdır. Bugün kitleler yalnızca öfkeli değildir; aynı zamanda yorgundur. Sürekli kriz hâli, belirsizlik ve güvensizlik, insanlarda siyasete karşı mesafe yaratmıştır. Bu nedenle yüksek sesli ama içi boş söylemler karşılık bulmamakta; aksine daha fazla yabancılaşma üretmektedir.

Muhalefet bu noktada kendisine şu soruyu sormak zorundadır: Toplum benden bir kurtarıcı mı bekliyor, yoksa birlikte yürüyeceği bir yol arkadaşı mı? Bu soruya verilen yanıt, siyasetin yönünü de belirler. Çünkü bu ülkenin ihtiyacı, yukarıdan seslenen figürler değil; yan yana duran, birlikte düşünen bir anlayıştır.

Burada altı çizilmesi gereken bir başka gerçek daha vardır: Toplum, kusursuz programlar değil; samimiyet aramaktadır. Her soruya hazır yanıtı olan değil, sorunları birlikte çözmeye talip bir siyaset özlemektedir. Bu nedenle muhalefetin en büyük sınırı, kendi dilini ve alışkanlıklarını aşamamasıdır.

Ne var ki bu tablo değişmez değildir. Muhalefet, toplumu yalnızca seçmen olarak değil; özne olarak gördüğü anda bu sınırlar aşılabilir. İnsanların yalnızca oy veren değil; söz söyleyen, katkı sunan, denetleyen yurttaşlar olduğu anımsandığında, siyaset yeniden anlam kazanır.

Bu bölümün vardığı sonuç şudur: Toplumun beklentisi mucize değil, yön duygusudur. Güven veren bir yönde, birlikte yürüme çağrısı ve “yalnız değilsiniz” hissi… Muhalefetin gerçek sınırı, bunları kurup kuramamasında yatmaktadır.

Yarın: 5. BÖLÜM – Çıkış Yolu Nerede Başlar? Ortak Akıl ve Dayanışma