-------------KENT NOTLARI-------------
Kendini “iflah olmaz romantik” diye tanımlayan biriyim.
Dolayısıyla “kırılganım”…
Duygusallığım nedeniyle, çabucak demoralize olurum.
Ama bir de, inandığım konularda sarsılmaz kararlılığım vardır.
Sanırım bu kaynaktan aldığım güçle, kendimi onarmam da uzun sürmez. Küllerimden yeniden doğarcasına, hemen ayağa kalkarım, “yılgınlığa hakkın yok” derim kendi kendime.
Ve Çetin Altan’ın dilimden düşmeyen ünlü sözü: “Enseyi karartmak yok!”
*
Neden böyle bir giriş yaptığımı anlatacağım.
Kitap, gazete okurken, haber, film, dizi izlerken duygulandığım, gözlerimin yaşardığı çok olur. Yeri gelir ağlarım.
Kitap okurken -ağlamak ne kelime- hüngür hüngür ağladığım ne zaman oldu bilir misiniz?
Turgut Özakman’ın “Şu Çılgın Türkler” kitabında, Çorum Mutasarrıfı (Valisi) Cemal Bardakçı’nın, oturup hüngür hüngür ağladığı bölümü okurken…
Aynen O’nun gibi, hüngür hüngür ağladım.
*
Sakarya Meydan Muharebesi öncesi, ordunun ihtiyaçlarını karşılayabilmek için Başkomutan Mustafa Kemal Paşa tarafından “Tekâlif-i Milliye Emirleri” adı altında kanun gücünde kararname yayınlanır.
7-8 Ağustos 1921 gecesi Çorum Postanesi’ne gelen telgrafı, görevli memur panik içinde, Mutasarrıf Cemal Bardakçı’yı uykusundan uyandırarak iletir.
Konunun önemi açıktır; ulusal kurtuluş savaşı verilecektir, ama askerin giyeceği iç çamaşırı, ayağında çorabı, yiyeceği bir lokma ekmeği yoktur.
Hemen şehre, kasabalara, köylere haberler salınır, herkesin neyi var-neyi yoksa verebileceğini vermesi istenir.
Çünkü bu, var oluş-yok oluş savaşıdır.
Ama, Anadolu insanı uzun savaşlar döneminde kırılmıştır, tükenmiştir, yokluğun pençesine düşmüştür. Kendisinin, çocuklarının yiyeceği, giyeceği yoktur.
Geçmişin ünlü gazetecisi İlhan Bardakçı’nın babası, tarihçi Murat Bardakçı’nın dedesi olan Çorum Mutasarrıfı Cemal Bardakçı, bu nedenle umutsuzdur.
Köylünün neyi var da, neyi getirecek?
Sabaha kadar uyuyamaz.
Sabahın ilk ışıklarıyla birlikte, Çorum Meydanı’nda kağnı gıcırtıları duyulmaya başlanır.
Vatansever Çorum köylüsü, kendisinin, çocuklarının yiyeceğini, giyeceğini savaşa göndereceği askerleri için getirmektedir.
Mutasarrıf Cemal Bardakçı, işte o an hüngür hüngür ağlamaya başlar.
Ben de, işte bu bölümü okuduğum an, hüngür hüngür ağladım.
*
Bu vatan böyle kurtarıldı!
*
1956’da yanan Çorum Hükümet Konağı’ndan esinlenilerek, Çorum’un ilk apartmanı olarak bilinen Ulucami arka bahçesinin karşısındaki Kalelioğlu Apartmanı’nın yerine “Tarihi Çorum Konağı” yapımına başlanması, geçmişe gitmeme neden oldu.
Küçücük bir çocukken, bu Hükümet Konağı’nın önünden geçtiğimi hayal-meyal hatırlıyorum. Ama asıl, yangından sonra enkazını izleyişim, belleğimde daha net.
Hükümet Konağı’nın yeri, bugün Hürriyet Meydanı’na katılmış olan eski Emlakbank (sonradan Çorumgaz) binası ve çevresi idi. Azapahmet Sokağı’nın devamı niteliğindeydi. Hatta, Hükümet Konağı yandıktan sonra, bitişiğindeki Jandarma binası daha uzunca yıllar kullanılmaya devam edilmişti.
Tarihi Saat Kulesi’ni merkez alan, Yeni Hamam, Belediye Taş Binası, Güpür Hamamı, (yapılışını bizim kuşakların çok iyi hatırladığı) Türkiye’nin en dar arastası, Ulucami, Taş Mağaza ve Velipaşa Hanı ile çevrelenmiş tarihi bir “Çorum Meydanı”nın rahmetli Dr. Turhan Kılıçcıoğlu’nun da, benim de 1970’li yıllarda hayalimiz olduğunu daha önce yazmıştım.
Bunu, Belediye Başkanımız Dr. Halil İbrahim Aşgın da biliyor ve yeri geldikçe “benim hayalimi gerçekleştirdiğini” söylüyor, sağolsun.
*
Sayın Aşgın, eski Hükümet Konağı’nın tıpkısını değil, benzerini, eski mimariyi modernize ederek yapacaklarını söylüyor.
Bedesten, tarihi görünüm verilerek Çorum’a kazandırılmış değerli bir eser oldu, kabul.
Değerli kardeşim Ahmet Ahlatcı’nın, eski Merih Otel’in yerine, Saat Kulesi’yle, Velipaşa Hanı’yla, genelde meydanla uyumlu şekilde yaptırdığı bina da çok güzel oldu.
Ama, Çorum’un tarihi Hükümet Konağı, en azından cephe görünümü itibariyle aynen yapılamaz mıydı?
Kaldı ki, çok da güzel bir binaydı.
Estetik duygusu taşıyan Çorumlular, bu projeyi salt bu noktada eleştiriyorlar ki, ben de onlardan biriyim.
Velipaşa Hanı’nın güzelliğini, hangi “modernize edilmiş” mimari proje sağlayabilirdi ki?...
*
Hiç kuşku yok ki, bu eleştirimiz, Çorum’da tarihi mekânların canlandırılıp kent halkının ve turizmin hizmetine sunulması karşısında hep ifade ettiğimiz takdir duygularımızın önüne geçmiyor.
Bu kentin meydanlarını, caddelerini, sokaklarını, en ücra köşelerini tam üç çeyrek asırdır teneffüs eden, toprağına, halkına ve kültürüne tutkuyla bağlı bir insan olarak, “şükürler olsun, bunu da gördük” dediğimiz o kadar çok şey oldu ve oluyor ki…
Değerli kardeşim Aşgın’a ve çalışma arkadaşlarına bir kez daha teşekkür ediyorum.
*
Yeri gelmişken bir de itirafta bulunayım:
Önceki Belediye Başkanımız, değerli kardeşim Muzaffer Külcü, yeni stat projesini gündeme getirdiğinde, yüksek sesle değil belki ama, “şu an için pek de acil değil” diye düşündüğümü ve konuştuğumu gizlemeyeceğim.
Meğer acilmiş, tam da zamanıymış.
O sayede, Çorum’u Süper Lig’de görme mutluluğunu da yaşamış olduk.
Teşekkürler Sayın Külcü.