Benim doğayla kurduğum ilişkinin başlangıcında fotoğraf vardı.

Lise yıllarında başlayan fotoğraf merakı, bir süre sonra beni şehirden uzaklaştırmaya başladı. Daha güzel bir manzara, farklı bir gün batımı, iyi bir kare bulabilmek için yürüdüm. Bazen kilometrelerce yol gittim, bazen saatlerce doğru ışığı bekledim.

Önceleri doğaya fotoğraf çekmek için gidiyordum.

Sonra fark etmeden işler değişti. Yürümeyi sevmeye başladım. Dağları, ormanları, yaylaları, uzun yolları sevdim. Gün batımını beklemek için gittiğim yerlerde gece kalmaya, bunun için kamp yapmaya başladım.

Bir süre sonra fotoğraf çekmek, doğaya gitme nedenim olmaktan çıktı. Doğaya gitmek başlı başına bir nedene dönüştü.

Bugün dönüp baktığımda bu değişimin başka bir tarafını daha fark ediyorum.

Eskiden güzel bir manzara gördüğümde ilk refleksim fotoğraf makinesine uzanmaktı. Şimdi bazen aynı manzaranın karşısında oturup hiçbir şey yapmadan bakmak daha güzel geliyor.

Üstelik bu durum yalnızca fotoğrafçılıkla ilgilenenlere özgü değil artık.

Hepimizin cebinde oldukça iyi fotoğraflar ve videolar çekebilen telefonlar var. Bir gün batımı görüyoruz, telefon çıkıyor. Güzel bir yemek geliyor, telefon çıkıyor. Bir konsere gidiyoruz, telefon çıkıyor. Bir geziye çıkıyoruz; daha bulunduğumuz yere doğru düzgün bakmadan nereden fotoğraf çekeceğimizi düşünüyoruz.

Elbette bunda kötü bir şey yok.

İnsan güzel bir anı saklamak istiyor. Yıllar sonra dönüp baktığımız bir fotoğraf, unuttuğumuzu sandığımız pek çok şeyi yeniden hatırlatabiliyor. Ben de hayatım boyunca binlerce fotoğraf çektim ve bugün iyi ki çekmişim dediğim yüzlerce kare var.

Mesele fotoğraf çekmek değil.

Mesele, bazen fotoğrafı çekmekle o anı yaşamak arasındaki sınırı kaçırmamız.

Bir manzaranın karşısında durduğumuzda önce telefonu çıkarıp ekranın içinden bakıyoruz. Kadrajı ayarlıyoruz. Birkaç fotoğraf çekiyoruz. Sonra yatayını çekiyoruz. Dikeyini çekiyoruz. Belki kısa bir video alıyoruz. Ardından hangisinin daha güzel olduğuna bakıyoruz.

O sırada güneş batmaya devam ediyor.

Bazen gördüğümüz şeyi kaydetmeye o kadar odaklanıyoruz ki gerçekten görmeye ayırdığımız süre birkaç saniyeye düşüyor.

Bunu özellikle doğada daha fazla düşünmeye başladım.

Çünkü doğada bazı anların tekrarı yok.

Bulutların arasından birkaç dakika görünen ışık, sisin vadinin üzerine çökmesi, yürüyüş sırasında önünüze çıkan bir hayvan, akşam sessizliği ya da bir dağın arkasından kaybolan güneş…

Fotoğrafını çekebilirsiniz.

Ama o anda hissettiğiniz serinliği, rüzgarın sesini, bulunduğunuz yerin kokusunu veya yanınızdaki insanlarla yaşadığınız sessizliği aynı kareye koyamazsınız.

Belki fotoğrafın sınırı da tam burada başlıyor.

Fotoğraf gördüğümüz şeyi saklayabiliyor ama yaşadığımız anın tamamını saklayamıyor.

Bu yüzden son yıllarda kendimde küçük bir değişiklik fark ediyorum. Bazen güzel bir yere geldiğimde önce fotoğraf çekmek yerine oturuyorum.

Bakıyorum.

Bir süre sonra istersem makineyi ya da telefonu çıkarıp birkaç kare çekiyorum.

Bazen de hiç çekmiyorum.

Eskiden fotoğrafını çekmediğim güzel bir manzarayı kaçırmışım gibi hissederdim. Şimdi ise tam tersini düşünüyorum: Bazı anları kaydetmemiş olmak, onları yaşamamış olduğum anlamına gelmiyor.

Hatta bazen insanın hafızasında kalan görüntü, telefonun galerisinde duran yüzlerce fotoğraftan daha değerli olabiliyor.

Çünkü telefonlarımızda binlerce fotoğraf biriktiriyoruz. Kaçına tekrar dönüp bakıyoruz?

Belki yüzlerce gün batımı fotoğrafımız var ama kaç gün batımını gerçekten hatırlıyoruz?

Fotoğrafçılığı hala seviyorum. İyi bir kare yakalamanın verdiği heyecan da benim için başka bir şey. Fotoğraf sayesinde gittiğim, gördüğüm ve tanıdığım pek çok yer oldu. Hatta doğayla bugün kurduğum ilişkinin kapısını bana fotoğraf açtı.

Bu yüzden mesele fotoğrafı hayatımızdan çıkarmak değil.

Sadece bazen telefonu cebimizde, fotoğraf makinesini çantamızda birkaç dakika daha tutabilmek.

Önce bulunduğumuz yere bakmak.

Sesini duymak.

Biraz beklemek.

Sonra istersek fotoğrafını çekmek.

Çünkü fotoğraf, yaşadığımız anın hatırası olduğunda çok değerli.

Ama yaşadığımız an yalnızca fotoğraf çekmek için bir bahaneye dönüştüğünde, belki de saklamaya çalıştığımız şeyin bir kısmını tam o sırada kaçırıyoruz.

Her güzel şeyin fotoğrafını çekmek zorunda değiliz.

Bazılarının sadece orada olduğuna şahit olmak da yeter.

Whatsapp Image 2026 09 07 At 09.52.38