Rahmetli Babam Gazi Alakoç’un çok yakın ve vazgeçilmez arkadaşı, ailece ebedi dostumuz rahmetli Mahmut abi ile Hatem yengenin oğlu, Türkan ablamın kardeşi, Nurten abla ve Nuray’ın abisi, Çorum’un haklı gururu ressam İbrahim Çiftçioğlu. Yani benim İbrahim Abim…

İbrahim abi ile Gülseren yengenin 1975 yılında kurdukları hayat, iki güzel isimle çoğalır: Maviş Ekin ve Mehmet Ali. Bu isimler, onun kalbinde yer eden aile büyüklerinin hatırasından süzülüp gelir; bir sevginin, bir bağlılığın devamı gibi…

Onun hikâyesi, Çorum’un dar sokaklarında başlayan bir çocukluğun, Datça’nın rüzgârında yankılanan bir hafızaya dönüşmesidir. Bu, bir insanın kendini ararken aslında memleketine dönüşmesinin hikâyesidir.

SİNEMA PERDESİNDEN TUVALE

Her şey, Turan Sineması’nın emekçisi bir babanın ve okuma yazmayı bilmese de renklerin dilini çok iyi bilen bir annenin dizinin dibinde başlar. Çorum’da o zamanlar iki sinema vardır. Yalçın Sineması ve Turan Sineması.

Babası Mahmut abi Turan Sinemasının emekçilerindendir. Yeni bir film geldiğinde annem ve ablalarıma haber gelir, yeni film geldi gelsinler diye. Arkasından da ekler, ben Gazi’ye geldiklerini söylemem rahat olsunlar der… İşte İbrahim abi de bu sayede Çorum’a gelen bütün filmleri izleme olanağına kavuşmuştur… Ama onun izlediği her sahneyle ufku başka bir dünyaya açılacaktır.

Babasının çalıştığı sinemada izlediği filmler, sinema dünyasının büyülü ışığı ile annesinin sabırla işlediği iğne oyaları, İbrahim Abinin ruhundaki ilk sanatsal kıvılcımlardır. Her sahne, her ışık, her renk, ayrı bir hikâyedir. Onun içindeki sanat damarını besleyen görünmez öğretmenlerdir.

Hatem yenge, onu küçük yaşta defalarca Arslan Bayburtlu ve Hanefi Bayburtlu’nun sahibi olduğu Arslan Tuhafiye’ye yollar. Sarı ip alınır, eve gelir, uymaz… Bir daha, bir daha… Ta ki anne, “Tamam oğlum, şimdi renkler öpüştü.” diyene kadar.

İşte o cümle, yıllar sonra tuvalde açan çiçeklerin sırrına dönüşür. Morla sarının o ince uyumu, yalnızca bir renk dengesi değil; Anadolu kadınının iğne oyasına sakladığı sessiz çığlığın, söze dökülmemiş duyguların yankısıdır adeta…


BİR ÖĞRETMENİN DOĞUŞU

İbrahim Abi’nin ilkokulun ilk yıllarında öğretmeniyle kuramadığı bağ, dördüncü sınıfta değişir. Gülenç Dikmen öğretmen…Bir öğretmenin bir çocuğun kaderine nasıl dokunabileceğinin en sade, en güçlü örneği… İbrahim abi ve arkadaşları öğretmeni sever, öğretmen onları… Kitapla tanışır. Okumayı sever. Ve en önemlisi, öğrenmenin hazzını keşfeder.

Sonra Çorum Öğretmen Okulu… Okul öyle bir okuldur ki koridorları Van Gogh, Mustafa Ayaz gibi ünlü ressamların reprodüksiyon tabloları ile doludur. O tablolar, sadece duvarları değil, genç zihinleri de aydınlatır.

Bugünden bakınca sıradan görülebilir ama o yıllarda bu okullar, üniversite nedir bilmeyen öğrencilerin hayata tutunduğu dallardır. İbrahim abi o günleri anlatırken, “Bu okullar bize sadece meslek değil; düşünmeyi, sorgulamayı, uygar olmayı öğretti” der.

İbrahim Abi, 1970 yılında Çorum İlköğretmen Okulunu ve 1973 yılında da Gazi Eğitim Enstitüsü Resim Bölümünü bitirir. 70’li ve 80’li yıllar, siyasi tarihimizin en sancılı, en hareketli ve toplumsal hafızada en derin iz bırakan dönemlerinden biridir. Bu yılların politik atmosferi İbrahim abiyi de yakından etkiler. O yıllar hayatında ve sanatında derin izler bırakır.


URFA-MALATYA-İSTANBUL GÜNLERİ

Aydınlık okul koridorlarından Urfa’nın yakıcı güneşine uzanır yolu. 1973–1979 yılları arasında Urfa’da öğretmenlik yapar. Ardından Malatya’da, Millî Eğitim Bakanlığı’na bağlı okullarda öğretmenlik ve yöneticilik… Ama o sadece ders anlatmaz. İnsanları dinler. Hikâyeleri toplar. Acıyı görür, içselleştirir. Sonra o acıyı tuvale taşır.

Onun resimleri “güzel” olmak için değil, gerçek olmak için vardır. Figürleri bazen öfkeli, bazen kırgın, bazen başkaldıran… Anadolu’nun efsanelerini, yoksulluğunu ve onurlu direncini anlatır.

1986’da Marmara Üniversitesi Atatürk Eğitim Fakültesi’ni bitirir. Aynı kurumda öğretim görevlisi olarak yıllarca gençlere dokunur. 1998’de emekli olur; ama üretmekten, anlatmaktan hiç vazgeçmez.

DATÇA VE DEMOKRASİ EVİ

İstanbul’un kalabalığından sıyrılıp Datça’ya vardığında, birçoğu gibi "huzur" aramaz. O, mücadelenin peşindedir. Datça’da bir cezaevini “Demokrasi Evi ve İbrahim Çiftçioğlu Kitaplığına” dönüştürmek, onun bu topraklara bıraktığı en büyük miraslardan biri olmuştur.

ELVEDA

İbrahim Çiftçioğlu, Çorum’un tozlu sokaklarından Datça’nın mavi ufkuna uzanan o uzun yürüyüşünde, sadece resim yapmaz; fırçasını bir neşter gibi kullanarak hakikatin üzerindeki örtüyü kaldırır. Renkler artık hep "öpüşecek" ve o çiçekli bahçe gezintisi, özgür bir dünyanın hayalini kuranların zihninde sonsuza dek sürecek.

Kaynakça: SANAT ve EĞİTİM (Ressam İbrahim Çiftçioğlu ile Söyleşi) Mavi Palet/ Görsel Kültür Platformu

Alü Alakoc 2Turan Sineması emekçisi Mahmut Çiftçioğlu ile Ali Alakoç’un babası, Çorum’un tanınmış şahsiyetlerinden Gazi Alakoç, çok yakın iki dosttu.

Alü Alakoc 317 Mart’ta kaybettiğimiz Çorumlu ressam İbrahim Çiftçioğlu’nun albümünden siyah-beyaz, solmuş bir fotoğraf…

Alü Alakoc 4

Hayatı mücadelelerle geçmiş, yurtsever delikanlı İbrahim Çiftçioğlu…

Alü Alakoc 5

İbrahim Çiftçioğlu, Ali Alakoç ve oğlu İsmail Cem Alakoç ile…

Alü Alakoc 6Datça’da “sosyal bir kişilik” İbrahim Çiftçioğlu…