Biz hâlâ “İlahi mi, Andımız mı?” tartışması yaparken, sistem tercihini çoktan yapmış görünüyor.

Siyasetin ateşli polemiklerinin ortasında yine çocuklarımız var. Milli Eğitim politikaları üzerinden yürüyen bu tartışma, aslında bir şarkı ya da bir metin meselesi değil. Mesele, eğitim sisteminin hangi değer ekseni üzerine kurulacağıdır.

Gündemdeki konu: “Kâbe’de Hacılar” isimli bir ilahinin okullarda yer bulması.

İlahiler elbette bu toprakların dini-müzikal geleneğinin parçasıdır. Mevlitlerde, dini günlerde, cenazelerde okunur. İnanç dünyasının estetik ifadesidir. Buna itiraz eden yok.

Fakat mesele, bir ilahinin varlığı değil; kamusal eğitimin hangi zihniyetle şekillendirildiğidir.

Eğitim mi, İdeolojik İnşa mı?

Türkiye uzun süredir “dindar nesil” hedefi üzerinden tartışma yaşıyor.

Sorulması gereken soru şu:

Devlet, çocuk mu yetiştirir; yoksa birey mi yetiştirir?

Eğer eğitim sistemi bir inanç yorumunu, bir kültürel tercihi ya da bir siyasi yaklaşımı merkeze alıyorsa, burada pedagojiden çok ideolojik inşa vardır.

Çocuk; bir ideolojinin neferi değildir.

Bir cemaatin kadrosu değildir.

Bir siyasi projenin ham maddesi değildir.

Çocuk, özgür birey olma potansiyelidir.

Eğitim; sorgulayan, düşünen, eleştirebilen insan yetiştirme sanatıdır. Eğer sistem itaatkâr ama sorgulamayan bir profil üretmeye yönelirse, orada alarm zilleri çalmalıdır.
ANDIMIZ NEDEN KALDIRILDI?

Bir zamanlar her sabah okunan “Türk Milletinin Andı” kaldırıldığında gerekçe “ırkçılık” tı.

Oysa o metin, etnik üstünlük manifestosu değil; aidiyet beyanıydı.

Aidiyet ile ırkçılık arasındaki farkı ayıramayan bir dil, toplumu sağlıklı bir yere taşıyamaz.

Bir çocuğun “yurdumu, milletimi seviyorum” demesi mi daha tehlikelidir; yoksa kimliksiz, köksüz bir evrensellik içinde erimesi mi?

Bugün ilahiye alan açan ama andı sakıncalı gören zihniyetin temel tercihi burada ortaya çıkıyor:

Milli kimliği geri plana iten, dini referansı öne alan bir eksen kayması.
BU BİR KÜLTÜR GERİLİMİ

Belki de yaşadığımız şey tam olarak bir kültür savaşı değil; ama ciddi bir kültür gerilimidir.

Okul, bu gerilimin merkezidir. Çünkü okul sadece matematik öğreten yer değildir; değer aktarım mekanizmasıdır.

Devletin görevi, tek tip inanç üretmek değil; çoğulcu, laik ve liyakat esaslı bir eğitim sistemi kurmaktır.

Burada asıl kaygı şu:

Liyakat zedelenirse,

Laiklik aşınırsa,

Adalet duygusu sarsılırsa,

Eğitim ideolojik bir araca dönüşür.

Bir ülkenin geleceği tam da burada yara alır.

KİMLİKSİZLEŞME Mİ, ÇOĞULCULUK MU?

Türklük kavramını geri plana itip yerine etnik parçalı bir dil koymak da, dini referansı milli referansın önüne geçirmek de toplumsal dengeyi bozar.

Bu ülkenin harcı; dili, tarihi ve ortak kader bilincidir.

Kimlik bilinci düşmanlık üretmek için değil, ortak yaşamı güçlendirmek için vardır.

Çocuklarımızın ihtiyacı olan şey;

Ne sadece ilahi,

Ne sadece and.

Onların ihtiyacı olan;

Eleştirel akıl,

Sağlam karakter,

Ortak aidiyet duygusu

ve özgür düşüncedir.

Gerçek mesele budur.

Kültür gerilimlerini çocukların omuzlarına yükleyerek bir gelecek inşa edilemez.

Çünkü kaybedersek kaybedeceğimiz şey bir metin ya da bir ezgi değil; geleceğimizdir.